DEAŞ ve El Kaide, Taktik Değiştirdiler

DEAŞ ve El Kaide, Taktik Değiştirdiler
Yayınlama: 12.01.2026
Düzenleme: 12.01.2026 11:03
12
A+
A-

DEAŞ, El Kaide gibi terör örgütlerinin Türkiye’de taktik değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Hilmi Demir, hücre evindeki teröristlerin gençlerle fiziki yöntemlerle değil dijital mecralarla iletişim kurduğunu söyledi. Demir, gençleri önlemek için devletin mücadele etmesi gerektiğini vurguladı. KAAN ARSLAN

Prof. Dr. Hilmi Demir, “Radikal Selefi Youtuberlar ve vaizler, gençleri yaşadıkları topluma yabancılaştırıyor, hukuk sistemini tağut olarak şeytanlaştırıyor, cihat ve hilafet kavramlarıyla şiddeti kutsallaştırıyor.” ifadelerini kullandı.TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hilmi Demir ile Selefilik anlayışının tarihini, Türkiye’de selefiliğin durumunu ve DEAŞ’ın güncel örgütlenme yöntemlerini konuştuk.

Türkiye’deki Selefi yapılanmalar ve DEAŞ üzerine akademik çalışmalar yapan Demir, Aydınlık’ın sorularına şu yanıtları verdi:

– Siz Selefilik üzerine çalışan bir akademisyensiniz. Selefilik nedir, ne zaman ortaya çıktı, şu an nerelerde etkili, kısaca bahsedebilir misiniz?

Selefilik, “selef” kelimesinden türetilmiştir. Selef sözlükte “önce gelmek, geçmek” anlamına gelir. Terim olarak İslam’ın ilk üç nesli olan Sahabe, Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîn’in (Selef-i Salihîn) asrını temsil eder. Selefilik ise bu üç asrın din anlayışına göre dini anlama ve hayata geçirme iddiasını taşıyan gruplara verilen isimdir. Ama bu isimlendirme 18. yüzyıldan sonra bugünkü anlamını kazanmış siyasi bir iddiadır.

Selefiliğin bugün demokratik devleti tağut (Allah’tan başka bir tanrıya tapma ve hak yolunda sapma) gören, okullarına çocuklarını göndermeyen, bunlara uymayanları ve dini amelleri yapmaması nedeniyle Müslümanların dinden çıktığını iddia eden anlayışın neredeyse tamamı modern siyasi teolojinin konusu olarak Selef anlayışına sonradan eklemlendi.

Selefin, Selefilik şeklinde politik teolojiye dönüşmesinde 18. yüzyılda Muhammed b. Abdülvehhâb öncülüğünde Suudi Arabistan’da ortaya çıkan, dini ve siyasi bir karakter kazanan, daha katı ve dışlayıcı bir biçim olan ve bugün Muhammed bin Selman tarafından da reddi miras yapılan Vehhabiliğin önemli bir payı vardır.

Günümüzde Selefilik, özellikle Suudi Arabistan, Kuveyt ve Körfez ülkelerinde yoğundur. Ancak küreselleşme ve iletişim imkanlarıyla Mısır, Pakistan, Kafkasya, Afrika ve Türkiye gibi geniş bir coğrafyada farklı fraksiyonlar (Suudi Selefiliği, Cihadî Selefilik vb.) halinde etkisini sürdürmektedir. ‘2011’DE SELEFİ VAİZLER ORTAYA ÇIKTI’

– Selefiliğin Türkiye’yi ilgilendiren yönü nedir? Türkiye’de faaliyet yürüten Selefiler kimlerdir, temel anlayışları nelerdir?

Selefilik Türkiye’ye ilk önce Suud Selefiliği üzerinden Rabıta aracılığıyla 1980’lerden sonra gidi. İlk tercüme eserler Abdullah Bin Baz’ın Doğru İnanç ve Ona Aykırı Olan Şeyler ve Muhammed bin Abdulvehhab’ın Tevhid kitabı oldu. 1990’dan sonra ise Mekke ve Pakistan’da eğitim görenlerin geri dönmesi ile Abdullah Yolcu ve Guraba Yayınları gibi Suudi Selefiliğinin kurumsal inşası başladı. 2000-2011 Arası Türkiye’de Selefilik daha çok Hizbullah’ın mirası içinde El Kaide’ye yakın bir ideoloji olarak yol buldu. Bu yol 2011’den sonra Türkiye’de “Davetçi Selefiler” değimiz Selefi vaizlerin doğmasıyla birlikte de daha fazla ilgi görmeye başladı. Suriye’de başlayan iç savaşla birlikte de el Kaide içinde yeni, daha sert ve hilafet iddiasını sahiplenen DEAŞ’ın doğmasıyla bu Selefilik kendisine cihatçı grupları da dahil etti.

Bugün Türkiye’de Suudi Selefilikten (Medhali) tutun da daha sert sayılan radikal veya tekfirci (cihadi) Selefiliğe kadar kendi içinde birçok selefi grup, onların cemaatleri ve eğitim kurumları bulunmaktadır. Türkiye’yi tağut yani Allah’ın hükümlerinin uygulanmadığı kafir bir devlet sayıyorlar. Demokrasiyi, oy vermeyi şirk kabul edip askerlik yapılmayacağını, polis ve askerlerin şehit olmayacağını, kanun yapmanın küfür olduğunu ve kanun yapan (milletvekilinden Hakimine kadar) zümrenin de eşleriyle nikahlarının düşmüş olduğu gibi iddiaları dile getiriyorlar.

‘DEMOKRATİK DEVLETİ ŞİRK GÖRÜYORLAR’

– Bazı dini yapılar ve şahıslar, Türkiye’nin “dar-ül harp” olduğunu öne sürüyor. Şeriat rejimi kurulana kadar cihat edeceklerini belirtiyorlar. Selefiler bu noktada nerede duruyor?

Selefiler bu konuda kendi içlerinde, özellikle Suudi (İlmî) Selefiliği ve Cihadî Selefilik olarak iki ana damara ayrılır:

1) Radikal/Cihadî Kanat: Türkiye’yi Allah’ın indirdiği hükümlerle yönetilmediği için “Dar-ül Harp” veya “Dar-ül Küfür” olarak nitelerler. Mevcut sistemi “tağuti” olarak görür, oy kullanmayı ve sistemin kurumlarında çalışmayı (askerlik, polislik, diyanet imamlığı) şirk sayarlar. Şeriat rejimi kurulana kadar cihadın farz olduğunu düşünürler, ancak Türkiye gibi ülkelerde şu an için “hazırlık ve tebliğ” aşamasında olduklarını belirtip cihadı öteleyenler de bulunmaktadır.

2) Ilımlı/İlmî Kanat: Yöneticileri veya halkı toptan tekfir etmeye karşı çıkarlar. Demokrasiyi küfür görseler de halkın cehaletini mazeret sayarak hemen tekfir etmezler. Silahlı ayaklanmayı veya devlete karşı çıkmayı fitneye sebep olacağı gerekçesiyle reddederler. Önceliği toplumun ıslahına ve doğru inancın öğretilmesine verirler.

KÜRESEL SELEFİ PROPAGANDA ETKİSİ

– Eylül ayında İzmir’de DEAŞ bağlantılı genç bir çocuk üç polisimizi şehit etti. Bu şahıs Emniyet’teki ifadesinde, Türkiye’deki bazı selefi gruplardan etkilendiğini söyledi. Selefilikle cihatçı terör örgütleri arasında nasıl bir bağ var?

Bu saldırı, DEAŞ ideolojisinin “yalnız aktör” (lone actor) modeliyle nasıl taban bulduğunun bir örneğidir. Saldırganın sosyal medya paylaşımlarında “tağut” kavramını kullandığı ve DEAŞ liderlerine atıf yaptığı görülmüştür. Ayrıca okulda radikalleştiğinin öğretmenleri tarafından anlaşıldığı ama ailesinin bu konuda ideolojik yakınlık nedeniyle duyarsız kaldığı da medyada yer alan ifadelerden anlaşılıyor.

Bu olayda Selefilik ile terör örgütü arasındaki bağ, klasik anlamda bir hücre evi veya fiziksel temasla değil, “Çevrimiçi Radikalleşme” yoluyla kurulmuş. Saldırganın DEAŞ hücreleriyle doğrudan bir bağına rastlanmamış ancak “küresel Selefi propaganda” etkisiyle radikalleştiği tespit edildi. Bu durum literatürde “yatak odası radikalleşmesi” olarak da bilinir. Örgüt fiziksel olarak orada olmasa da ideolojisi gencin odasına internet yoluyla girmiş.

Kaynak: AYDINLIK

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.