Venezuela Özgürlük ve Sosyalizm Partisi lideri Hernández’e göre Trump, ABD’yi prestijini geri kazanmış büyük bir süper güç olarak sunmaya çalışıyor. Venezuela’daki durumun belirsizliğini koruduğunu söyleyen Hernández “ABD saldırganlığına karşı liderler kıtasal bir seferberlik başlatmalı” diyor
Venezuela Özgürlük ve Sosyalizm Partisi lideri Hernández’e göre Trump, ABD’yi prestijini geri kazanmış büyük bir süper güç olarak sunmaya çalışıyor. Venezuela’daki durumun belirsizliğini koruduğunu söyleyen Hernández “ABD saldırganlığına karşı liderler kıtasal bir seferberlik başlatmalı” diyorUmut Can FIRTINA
Venezuela’da ABD’nin emperyalist saldırısının yankıları sürerken Trump, tüm bölgeyi tehdit etmeyi sürdürüyor.
Venezuela’da Özgürlük ve Sosyalizm Partisi (Partido Socialismo y Libertad – PSL) Genel Sekreteri, İşçilerin Uluslararası Birliği-Dördüncü Enternasyonal’in (UIT-CI) Venezuela seksiyonu başkanı ve Murcia Üniversitesi Öğretim Üyesi Miguel Angel Hernández, sorularımızı yanıtladı.
Amerika kıtasında ABD emperyalizminin son eylemleriyle birlikte biz şu an neyi izliyoruz?
Venezuela’da yaşananlar, Latin Amerika halklarına yönelik yeni bir saldırıdır. Dünyanın başlıca emperyalist gücü olan ABD’nin kabul edilemez bir silahlı müdahalesidir. Bu kuşkusuz kıtadaki halklar için ağır sonuçlar doğuracak. Trump Kolombiya ve Meksika’yı, hatta bölge dışındaki ülkeleri tehdit ediyor.
Ancak gelecek henüz belirsiz. ABD siyasi kuruluşu içinde pek çok çelişki var; Trump ile Rubio arasındaki farklar açıkça görülüyor. ABD halkının çok büyük bir bölümü yurtdışındaki askeri müdahalelere karşı; MAGA tabanı da buna katılmıyor. Demokratların yanı sıra Cumhuriyetçi milletvekilleri ve senatörler, Karayipler ve Pasifik’teki bombardımanları yasadışı bulan bir Kongre soruşturması başlattı.
PSL olarak, Venezuela halkına yönelik bu suçlu ve korkak saldırıyı kategorik olarak kınıyoruz. Venezuelalı emekçi halkın kendi kaderini belirlemesi gerektiğini savunuyoruz, katil ABD emperyalizminin değil.
Ancak bu pozisyonu da Maduro hükümetine soldan muhalefet temelinde alıyoruz. Maduro, yönetimdeyken sahte bir sosyalist söylemle hükmetti. Gerçekte yüzlerce siyasi tutuklunun olduğu, emekçi halkı açlık ücretlerine, berbat kamu hizmetlerine mahkûm eden vahşi bir kapitalist uyum politikası uygulayan bir baskı rejimi.
Chavista rejim, sözde karma şirketler aracılığıyla petrol endüstrisini çokuluslu şirketlere teslim etti. ABD’li çokuluslu Chevron, Venezuelalı petrolün başlıca ihracatçısı. Venezuela’da Shell, Total, ENI gibi petrol çokulusluları, Japon şirketleri, ayrıca Çinli ve Rus şirketler var; ancak Trump, Venezuelalı petrolü esas olarak ABD’li petrol şirketlerinin kontrol etmesini istiyor – Çin ve diğer emperyalist ülkelerin yatırımlarını garanti altına alarak.
Venezuela’ya ABD müdahalesi, egemen bir devletin başkanının kaçırılması ve ülkenin kontrol altına alınması dünya geleceği açısından ne anlama geliyor? Neler değişecek?
Kuşkusuz çok ağır bir emsal. Sadece Maduro’yu kaçırmakla kalmadılar; Trump ayrıca ülkeyi “güvenli, uygun ve makul” bir geçiş gerçekleşene kadar kendisinin yöneteceğini söyledi ve bu geçişin ne zaman ve hangi koşullarda olacağını Beyaz Saray’ın belirleyeceğini açıkça ortaya koydu. Öyle ki aşırı sağcı María Corina Machado’yu bile bu geçişi yürütmek için diskalifiye etti. İkinci bir askeri saldırı tehdidinde bulundu ve ABD’li petrol şirketlerinin petrol endüstrisini ABD çıkarları doğrultusunda geri alacağını belirtti. Uyuşturucu kaçakçılığı gerekçesinin sahte olduğu, ABD’nin asıl amacının her zaman ülkenin petrolü ve diğer zenginliklerine el koymak olduğu ortaya çıktı. Bu askeri müdahalede önceki istilaları gizledikleri gibi BM kararı bile zahmetine girmedi.
Diğer konularda da olduğu gibi Trump, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan siyasi düzeni yıkıyor. Hedeflerine ulaşmak için tek taraflı eylemler yapma niyetini masaya koyuyor. Ancak bu onun için de zor. Söylediği her şeyi gerçekleştiremedi; hâlâ çelişkileri ve sınırlılıkları var.
ABD emperyalizminin bu saldırgan politikası, sahte “uyuşturucuyla mücadele” gerekçesiyle doğal kaynakların yağmasını katlamayı, halkların aşırı sömürülmesini daha da artırmayı ve kapitalist/emperyalist sistemi en derin krizinde köşeye sıkıştıran kitle hareketlerini durdurmayı amaçlıyor.
Tüm bu saldırılar, Trump’ın başlattığı küresel karşı saldırının bir parçasıdır. Bu karşı saldırı, ABD’nin hegemonya ve ekonomik krizini tersine çevirmeyi amaçlıyor; bu kriz ise kapitalist emperyalizmin küresel krizinin bir parçası.
Trump, Ocak’ta göreve başlarken dediği gibi “Amerika’yı yeniden büyük yapmaya” çalışıyor – şimdilik başaramasa da. Bu, Netanyahu’nun soykırımına ve Gazze ile tüm Filistin’de etnik temizliğe koşulsuz desteğinde de kendini gösterdi; orada da kesin bir zafer elde edemediler.
Kaynak: BİRGÜN