<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hüseyin Karataş &#8211; Hak Yolu Haber</title>
	<atom:link href="https://www.hakyoluhaber.com/author/huseyinkaratas/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.hakyoluhaber.com</link>
	<description>Hak Yolda, Doğru Haberle.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 04 Jan 2026 10:41:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.hakyoluhaber.com/wp-content/uploads/2025/09/hak-yolu-haber-1-1-150x150.jpg</url>
	<title>Hüseyin Karataş &#8211; Hak Yolu Haber</title>
	<link>https://www.hakyoluhaber.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>CAHİLLİK BİR TEFEKKÜR DEĞİLDİR &#8211;  Hüseyin Karataş Yazdı</title>
		<link>https://www.hakyoluhaber.com/kose-yazilari/cahillik-bir-tefekkur-degildir/</link>
					<comments>https://www.hakyoluhaber.com/kose-yazilari/cahillik-bir-tefekkur-degildir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Karataş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Jan 2026 10:36:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hüseyin Karataş]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.hakyoluhaber.com/?p=2875</guid>

					<description><![CDATA[“alevi” kelimesini “alev-i” şeklinde yazıldığında ne olur?.. alevi kavramını alev-i şeklinde yazınca bilimsel mi oluyor?.. bu şekilde konuşmak bi yanılsama, kendini oyalamadır; aliyle, veliyle uğraşmak, bi şeyin kötü olduğunu ispatlamaya çalışmak, insanı ne ilerici yapar ne de devrimci; bi şeyin içinde olmadan, o şeyin kendindeki anlamı anlamadan, o toplumun bilincini, bilinçaltını, zamanını tefekkür etmeden bi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“alevi” kelimesini “alev-i” şeklinde yazıldığında ne olur?.. alevi kavramını alev-i şeklinde yazınca bilimsel mi oluyor?.. bu şekilde konuşmak bi yanılsama, kendini oyalamadır; aliyle, veliyle uğraşmak, bi şeyin kötü olduğunu ispatlamaya çalışmak, insanı ne ilerici yapar ne de devrimci; bi şeyin içinde olmadan, o şeyin kendindeki anlamı anlamadan, o toplumun bilincini, bilinçaltını, zamanını tefekkür etmeden bi yer tutmaya çalışmak çok kötü bi zihniyettir; bu zihniyet, ne bi kimseyi ne de bi toplumu bi yere vardırırır…</p>



<p>evet; alevilerin itikatindeki, iman ettiklerindeki manayı, içeriği çağdaşlaştırmak, zamanın mefhumuyla buluşturmak, yeni anlatıya, yeni bi senteze vardırmak iyidir; bu, demek değil ki, alevi kavramını alev-i şeklinde yazalım, bu söz oyunu trajikomik olmanın ötesinde cahilliktir; ferid edgü’nün bi lafı var, “cahil” diyor, “düşünmeye başladığında, dünya tersine dönmeye başlar”; alevi kelimesini, alev-i şeklinde yazmak ancak ferid edgü’nün işaret ettiğ cahil’in işi olabilir..</p>



<p>anlayacağınız; aleviliği kendi akıllarına, inandıklarına, çıkarlarına, bildiklerine, cahilliklerine, fikirlerine uydurmaya çalışanlar, bi yenilik yapmış olmuyorlar, sadece bu yaptıklarıyla aleviliğe nifak olmuş oluyorlar; bi şeyi reddetmek “hayır” demek değildir, bi tefekkürdür; yeni bi şey söylemiş olmak, onun-bunun söylediklerini taklit etmek değildir, bi sentezdir; açık görüşlü olmak, bağırmak değildir, kendi fikrinde olmayanı ötekileştirmek değildir, kendi bildiklerini dayatmak hiç değildir; açık görüşlü olmak, kendi fikrinde olmayanı en az kendi fikri kadar tefekkür edebilmektir; alevi’yi alev-i şeklinde yazmak bi tefekkür olabilir mi?..</p>



<p>bodhidharma der, “Yol temelde mükemmeldir. Mükemmelleştirilmesi gerekmez. Yol’un bir şekli ya da sesi yoktur..”; der ki bodhidharma, “Onlar görüntülere bağlı kaldıkları sürece zihinlerinin boş olduğunun farkında olmazlar. Ve yanlışlıkla şeylerin görüntüsüne yapışıp kalarak Yol’u kaybederler..”; bodhidharma demiştir, “Öğretiler sözcüklerdir. Onlar yol değildir. Yol sözcüksüzdür. Sözcükler yanılsamadır…”; alevi isimlendirilmesi de bi sözcüktür yalnızca, yas-ı matem, kerbela, ali, hasan bi sözcüktür, yol değildir; düzgün baba, baba mansur, hacı bektaş-ı veli bi sözcüktür yalnızca, yol değildir; mürşit, pir bi kişi midir?.. ki, kişileri yanlışlamaya uğraşıyorsunuz; insanlar -bu kim olursa olsun- kişinin, kişilerin peşine giderse mürid olur; bizde kendini bilen, niyaz ettiği pirde kendi aslını, kendi özünü bulan kişidir; hz. ali, on iki imamlar, mansurlar, nesimiler bizim mürşidimizdir, pirimizdir; bizim yol’umuzda talıp, niyaz ettiği bu pirlerinde kendi özünü, hakk’ı ve hakikat’i bulandır; işte bu, dille söylenemez, ancak hissettiğimizin aklıyla anlayabiliriz; işte, bu hisdir yol’umuza mürşit; işte bu hisdir alevi-kızılbaş olan, alevi’yi alev-i şeklinde yazmak değildir…</p>



<p>ferid edğü diyor ki, “Cahilin yalancılarla işbirliğinden iktidar doğar”; bu arkadaşlarımızın bizimle polemik ettikleri meselelere bakın, hepsi başkalarının bunların aklına fısıldadıkları; bi tek şey gösterin ki, bunların aklından çıkmıştır; başkalarının yanılsamasıyla konuşan bu arkadaşlar, ali’yi cellat yaptılar, hüseyin’i zalim yaptılar, pir sultan’ı şii yaptılar, alevi’yi alev-i yaptılar; bunlar, ali’ye cellat derken, gerçeği söylediklerini söylüyorlar; bakın, bu gerçek’i söylemek bizim gönlümüz değildir; bizim gönlümüz, şeylerdeki, olanlardaki hakk’ı ve hakikati söylemektir; gerçek’i söylemek hakikat değildir bi ezberdir;insan ezberleyince öğrenmiş olmuyor diyor jacques ranciere, cahil hoca kitabında…</p>



<p>bizde yol, yeniye sağır değildir, yeniliklere, yeni fikirlere, yeni keşiflere, farklı düşüncelere, çeşitliliklere kör değildir; bizim büyüklerimiz, bize yeniyi, yeni fikirleri yasaklamadılar, edebinizle yaşayın, edebinizce söyleyin dediler; bizim halkımız, ezberleriyle, helal ve haramlarıyla, inandıklarıyla, tapındıklarıyla körelmişlerin mağdurlarıdır; ondan bizimkiler, ezberlerini, itikatlarını, itibarlarını, güçlerini, bildiklerini, söylediklerini şiddete ve tapınmaya dönüştürenlerin zihniyetindeki cehaleti iyi tefekkür etmiştir, çünkü bu cehaletten ziyadesiyle acı çekmiştir…</p>



<p>bizim tarihimize bakın, niye yazmamışız?.. yazmayı beceremediğimizden mi?.. niye imanımızı, itikatimizi şiirle, deyişle, duwazla anlatmışız?.. bakın yazar ne diyor: Hakikati seziyor olsak bile söyleme’nin imkansızlığı bizi şairane konuşturur, bize zihnimizin serüvenlerini anlattırır, bunların diğer serüvenciler tarafından anlaşıldığını doğrulatır, duygumuzu ilettirir ve hisseden başka varlıklarca paylaşıldığını görmemizi sağlar. (cahil hoca, jacques ranciere sayfa 68); hep masum, çocuk kalabilmek için fikrimizi, itikatimizi, imanımızı, inandığımız duwazla, değişle söylemişiz; bizde söz kelimenin anlamını aşar; insan aşk&#8217;ı, aşkın duyguları ancak ayıktığında anlatabilir; bu anlatımın aracı, dili kelimelerin anlamını aşar; ondan, şiir, duwaz kelimeden fazlasını söyleyenlerin ilmidir; bu ilimle söylenmemiş söz insanı aydınlatmaz, insanı tefekküre vardırmaz; ondan, cahiliyet kelimeden fazlasını söyleyen ilmi tekfir etmiştir; şimdi alevi&#8217;ye alev-i diyenler deyişlerimizdeki, duwazlarımızdaki manayı, piri tekfir etmekteler…<br>Hüseyin Karataş</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.hakyoluhaber.com/kose-yazilari/cahillik-bir-tefekkur-degildir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAKKIN GÜCÜ ! Hüseyin KARATAŞ Yazdı</title>
		<link>https://www.hakyoluhaber.com/kose-yazilari/hakkin-gucu-2/</link>
					<comments>https://www.hakyoluhaber.com/kose-yazilari/hakkin-gucu-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Karataş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Oct 2025 17:34:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hüseyin Karataş]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.hakyoluhaber.com/?p=1729</guid>

					<description><![CDATA[Birbirine hakkı, adaleti tavsiye etmeyen toplumlar, ne kadar akıllı olursa olsunlar, ne kadar müreffeh olursa olsunlar, ne kadar gelişmiş / ilerlemiş / bilimsel olursa olsunlar cehalete, kötülüğe, zulme saplanmaktan sosyolojilerini ve psikolojilerini, akıllarını ve bilinçlerini, kazandıklarını ve kişiliklerini kurtaramazlar; yani; bir yerdeki yere bir fide mi ekeceksin, hakkıyla, hak üzere ekeceksin; bir şeyde hakkı gözetmez [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p>Birbirine hakkı, adaleti tavsiye etmeyen toplumlar, ne kadar akıllı olursa olsunlar, ne kadar müreffeh olursa olsunlar, ne kadar gelişmiş / ilerlemiş / bilimsel olursa olsunlar cehalete, kötülüğe, zulme saplanmaktan sosyolojilerini ve psikolojilerini, akıllarını ve bilinçlerini, kazandıklarını ve kişiliklerini kurtaramazlar; yani; bir yerdeki yere bir fide mi ekeceksin, hakkıyla, hak üzere ekeceksin; bir şeyde hakkı gözetmez isen, o şey o insan(lar)ı çürütür, o toplumu yozlaştırır, o insan(lar)ın bilincini bozar; iyi, doğru, güzel, irfan, ilim, marifet o şeyde olan hakk’tadır; o şeyde olan hakk’tır insan(lar)da iyi’yi uyandıran, doğru’ya şehadet eden; o şeydeki hakk’tır insan(lar)ın varlığını, var’oluşunu, sözünü, şehadetini, yapıp eylediğini güzel yapan; ondan, insanın “inandım” diyebilmesi için, öncelikle hakk o insan(lar)ın itikati ve imanı olmalıdır; hakka iman etmeyen toplumlar mutlak mağlup toplumlardır; hakkı gözetmeyen, hakka şehadet etmeyen toplumlar, imansız toplumlardır; bu topluluklar bilgide, öğrenmede, bilimde, akılda, yetenekte, teknikte, kazançta, maddiyatta ne kadar ileri gitmiş olursa olsunlar, galip gelemeyecek toplumlardır&#8230;</p>



<p>Hakk, haksızlığın karşısında olandır; hakk; akla uygun, iman edenin imanına, şeylerdeki hayra, insanın gönlündekine, insandaki insafa, insanın vicdanındaki adalete en uygun olandır; bilginin en doğru olanı, paylaşmanın en adil olanı, eşitliğin en güzel olanı, hakka en uygun olanıdır; hakk, doğru olandır; doğrunun zıddı yanlıştır; bin tane yanlış sözü bir araya getirsen, bir tek doğru elde edemezsin; yanlış en büyük haksızlıktır, hakk’ı inkar etmektir; yanlış hakk’a şahitlik yapamaz, hakk’a delil olamaz; yanlış ancak bir yanılsamadır, haktan sapmaktır; hakk yalanın mağlup edemediği hakikattir; bir tek hakk binlerce yalanı yanlışlayabilme gücüne sahiptir; ondan, hakk mağlup edilemeyendir; ondan, bizimkiler der ki, hakka iman edilmeli ve hakla amel edilmelidir; ancak, hakla söyleyenin, hakla hükmedenin, hakla paylaşanın zikri, itikati, ikrarı doğrudur; bu doğru’da / hakk’da sapanın, hakk’ı yalanlayanın, hakk’ı nefsine göre konuşturanın varacağı hakikat cehennemdir; hakk’ı yalanlayan hiçbir kimse, hiçbir ümmet hayra varamamıştır; hakk inkar ile ortadan kaldırılmaz; hakk’ı inkar eden, hakk’a yalancı olan ancak, kendini çürütür, kazandığını kendine haram eder; haram, insandaki hakk’ı öldürür, fikrini, gönlünü, uykusunu, ahiretini karartır; haram ile hiçbir kimse aydınlanmamıştır, hiçbir güzel duygu da dirilmemiştir&#8230;</p>



<p>Ondan; hakk’ı bilmek, hakk’ı özümsemek, hakk’ı bilince çıkarmak, bilinç haline getirmek en büyük ikrardır; bir hakk uğruna ölmek ise en büyük şehadettir; hakka şahitlik etmek de en mühim hakikattir; ondan, hallac-ı mansur ene’l-hak demiştir; herkes bu sözü (ene’l-hak) söyleyemez; hakk’ı kendinde bulan, allah’ın varlığını ispatlamaya çalışmaz; kendinde olanı bil(e)meyenin ene’l-hak demesi şirktir; allah, varlığımızın delillerini onlara, kendi nefislerinde göstereceğiz diyor (<strong>Fussilet Süresi, 53); kendi nefislerinde hakk’ı bilenler, ene’l-hak diyebilir; kul nesimi,</strong></p>



<p>Nesimi esrarı faş etme sakın<br>Ne bilsin ham ervah likasın hakkın<br>Hakkı bilmeyene hak olmaz yakın<br>Bizim hak katında elimiz vardır<br>Bizim söyleyecek sözümüz vardır.</p>



<p>Hakk’ı tercih etmek, hakk’ı yol haline getirmek büyük bir filozofidir; hakkı bilmeyen hakka yakın olamaz, hakka şehadet edemez; hakka şehadet etmeyen neyimiz varsa bu, hem yalandır hem batıldır hem de zalimdir; bu, insanlığımıza yapılmış en büyük alçaklıktır, en büyük kötülüktür; insan olmak için ekmeğe, suya, bilgiye, ateşe, medeniyete değil, hakk’a ihtiyacımız vardır; insan olma kimliğimizi, şerefimizi bilgiyle, ekmekle, suyla, faydayla elde edemeyiz ancak, haklarımızla, hakk ile kazanırız; allah’a cenab-ı hak diyoruz; çünkü o’nun varlığı değişmez bir gerçektir; ondan gelen bilgi hep doğrudur, yalanı ve yanlışı olmayandır; gerçeğin ta kendisidir, yalanlanamayan, yanlışlanamayandır; insan ancak, hakk ile varabilir menzile; hakk ile varabilir doğruya; hakk insanı iyiye vardırır; ondan; hakk, en büyük ilimdir, en büyük imandır, en yüksek değerdir, en doğru ölçüdür; insan şeylerin, hislerin, hayatın, ağacın, suyun, yediğinin lezzetine ancak, hakk ile varabilir, hakk ile kendi kendisi olabilir; ancak, hakk ile doğru ile yanlışın, iyi ile kötünün bilincine varabilir.</p>



<p>Ondan; hangi bilgi, hangi karar hakk’tan<strong> daha güzel olabilir; allah diyor ya, </strong>haktan (ayrılıktan) sonra sapıklıktan başka ne kalır?&#8230;</p>



<p>Ondan; sözümüzü hakk üzere söylemeye çalışıyoruz&#8230;</p>



<p>(((hüseyin karataş)))))</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.hakyoluhaber.com/kose-yazilari/hakkin-gucu-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
