Tarih genellikle, medyatik heyecanı değil, stratejik sabrı olanlar lehine hüküm verir.
Donald Trump’ın İran’a yönelik siyasi tavrında bugün görülen, yeni bir strateji değil, uluslararası ilişkiler tarihinde defalarca denenmiş ve başarısızlığa uğramış eski bir modelin yeniden üretimidir.
Ekonomik baskıya ve muhalif ağları kışkırtmaya dayanarak korku salmaya, psikolojik tehdit oluşturmaya, belirsizlik hissi vermeye ve algı savaşı yürütmeye çalışarak, doğrudan savaşa girmeden kaybetmekte olduğu oyunu kazanca dönüştürmeyi amaçlıyor. Ancak tarih, siyaset sosyolojisi ve İran’ın medeni tecrübesi gösteriyor ki bu yolun sonu başarısızlıktan başka bir şey değildir.
Trump, klasik bir stratejist olmaktan çok, ‘gösteri siyaseti’ çağının bir ürünüdür; tweet’lerin topçu ateşinin, medya manşetlerinin ise diplomasinin yerini aldığı bir çağ.
Askeri bir savaşın İran’la olan siyasi maliyetinin Amerika’nın kapasitesini aştığını iyi bilmektedir; bu nedenle “algı savaşına” sığınmıştır: Toprakları değil, zihinleri ele geçirmeyi hedefleyen bir savaş.
Binlerce yıl önce Sun Tzu’nun yazdığı gibi: “En büyük zafer, düşmanı savaşmadan yenmektir.” Ancak Trump’ın gözden kaçırdığı temel nokta, bu kuralın ancak karşı tarafın kimlik, tarih ve sosyal sermayeden yoksun olduğu durumlarda işe yaradığıdır. İran tam da bu durumun zıddıdır.
Ekonomik yaptırımların, Washington mantığında, İran halkını yönetime karşı kışkırtması gerekiyordu; ancak pratikte, sosyal dayanışmayı kırmaktan çok, Amerika ve müttefiklerinin iç çatlaklarını ortaya çıkardı.
Tarihsel tecrübe göstermektedir ki güçlü bir medeni hafızaya sahip toplumlarda dış baskı, genellikle iç çöküşe değil, iç bütünleşmeye yol açar.
Roma İmparatorluğu, milattan sonra üçüncü yüzyılda tam da bu noktada tökezledi; ekonomik baskı, enflasyon ve psikolojik savaşlar, dış düşmanları değil, seçkinlerin kendine aşırı güvenini yok etti.
Büyük sosyolog Immanuel Wallerstein, ‘Dünya Sistemleri’ teorisinde, hegemon güçlerin çöküşten önce kontrol yanılsamasına kapıldıklarını gösterir; güç araçlarının gerçek kapasitelerinin ötesinde kullanıldığı bir aşamadır bu.
İran’a yönelik sonu gelmeyen yaptırımlar, Amerika’nın gücünün göstergesi olmaktan çok, bu aşamaya girildiğinin işaretidir.
İran, basit siyaset bilimi kalıplarıyla açıklanamaz. Bu topraklar, genç bir ulus-devlet değil, yaşayan bir medeniyettir; Büyük İskender’in istilasını, Moğol akınlarını, modern sömürgeciliği ve dayatılan savaşı geride bırakmış ve her seferinde kendini yeniden üretmiştir.
İran’da ‘dirençlilik’ kavramı bir slogan değil; kolektif olarak yaşanmış bir tecrübedir.
Sekiz yıllık savaş sırasında, birçok Batılı analist İran’ın çöküşünü kaçınılmaz görürken, bu toplum, varoluşsal tehdit koşullarında maddi ve manevi kaynaklarını yaratıcı bir şekilde seferber edebileceğini gösterdi.
Bugün de, Trump’ın algı savaşı aynı sert duvara çarpmaktadır: Direniş kültürü.
Trump stratejisinin temel taşlarından biri, sosyal hoşnutsuzlukları kışkırtmaya ve kargaşa çıkaran ağları silahlandırmaya bel bağlamaktır; daha önce Latin Amerika, Orta Doğu ve hatta Doğu Avrupa’da denenmiş bir reçetedir bu.
Ancak tecrübeler gösteriyor ki bu yöntem, hedeflenen siyasi düzeni yıkmaktan çok, kontrol edilemeyen bir istikrarsızlığa yol açmaktadır; genellikle planlayıcılarını da etkisi altına alan bir istikrarsızlık.
Libya, Suriye ve hatta Afganistan örnekleri, her dürüst gözlemci için yeterlidir. Amerika bu dosyalarda sadece kazanmadı, aynı zamanda hâlâ devam eden güvenlik ve ahlaki maliyetler ödedi.
Karmaşık sosyal yapısı, köklü kurumları ve derin tarihsel hafızasıyla İran’ın bu tarz reçetelerle dize getirilebileceğini düşünmek, tehlikeli bir basitlikten başka bir şey değildir.
Trump, Amerika’yı Titanik’in kaptanı gibi görmektedir; ona göre ‘batmayacak kadar büyük’ bir gemi. Ancak tarih, kendine has acımasızlığıyla bize göstermiştir ki dokunulmazlık yanılsaması, çöküşün ilk işaretidir.
Titanik, teknoloji eksikliğinden değil, seçkinlerinin kibirleri yüzünden derinlere gömüldü.
İran, bu metafor içinde bir buz dağı değil, uluslararası sistemin sert gerçekliğidir; bağırış, tehdit ve yaptırımlarla yok olmayacak bir gerçeklik.
Bir çatışma çıkması durumunda, bu Amerika için hızlı bir zafer değil, toplumsal bir yıpranma olacaktır.
Trump da gidecek; tıpkı ondan önce gelen ve giden birçokları gibi. Ancak geride kalacak olan, medeni bir aktör olarak İran’dır; yavaş hareket edebilen, ama derin ve kalıcı olan bir aktör.
Tarih genellikle, medyatik heyecanı değil, stratejik sabrı olanlar lehine hüküm verir.
Bu kurşunsuz mücadelede İran sadece yenilmeyecek, aynı zamanda medeniyetlerin psikolojik savaşla yok edilemeyeceğini bir kez daha gösterecektir.
Amerika bu yola devam ederse, İran’ı zayıflatmaktan çok, tarihin aynasındaki imajını lekeleyecektir.
Ve tarih, sosyal medyanın aksine, unutmaz. Yazarın Diğer Yazıları 18 Ocak 2026 – İran’daki son olayların iç ve dış boyutları 29 Temmuz 2025 – İran’a yönelik savaşla bölge ülkelerine mesajlar verildi 03 Mart 2025 – Özgürlükten sonra terör: İsrail rejiminin Filistinli esirlere yönelik sistematik politikası 26 Şubat 2025 – Görkemli bir sahne: Nasrallah ve Safiyuddin’in cenaze töreni, Hizbullah’ın stratejik derinliğini ortaya koydu 08 Şubat 2025 – Zafer Yanılsaması: Gazze’nin tehciri üzerine tehlikeli oyun 17 Ocak 2025 – Gazze’de ateşkes; kim ne kazandı? 26 Aralık 2024 – Müslüman Kardeşler ve rotasını gözden geçirme gerekliliği 20 Aralık 2024 – Rus komutana yönelik suikastın arkasında Mossad var: Moskova’nın sessizliği daha fazla suikasta yol açabilir 09 Aralık 2024 – Jeopolitik mücadele: Akdeniz’de NATO-Rusya savaşı 20 Kasım 2024 – Barışın ve savaşın müttefikleri: Savunmadan saldırıya Hizbullah ve İran 12 Kasım 2024 – Amerikan Hegemonyasının Sonu: Dünya, yeni çok kutuplu düzeni nasıl yeniden inşa ediyor? 04 Kasım 2024 – İran, Hamas ve Hizbullah: Siyonist rejime ve istikbara karşı küresel direnişin yolu 27 Ekim 2024 – İran, Siyonist rejimin savunma ve saldırı efsanesini yerle bir etti 04 Ekim 2024 – İran’ın füze saldırıları, işgalcilerin hava savunma sistemlerini nasıl felç edip askeri üslerini yok etti? 19 Eylul 2024 – Güvenmenin bedeli: Batı teknolojisi nasıl Lübnan halkına karşı bir terör silahı haline geldi 11 Eylul 2024 – İran Cumhurbaşkanı Dr. Mesud Pizişkiyan’ın Irak ziyareti 27 Ağustos 2024 – Erbain’deki askeri operasyon ve ilham, gurur ve istikrar kaynağı dini bir olay 10 Ağustos 2024 – Tahran, İsrail’in nükleer tehditlerine nasıl tepki verecek? 02 Temmuz 2024 – İran seçimlerinde yüzde 40 katılıma dair gerçekçi bir bakış 12 Haziran 2024 – Nuseyrat katliamı 22 Mayıs 2024 – Anka gibi küllerinden doğmak: İran’ın sarsılmaz direnişi 12 Nisan 2024 – GPS ve küresel sulta düzeninin şirketleri Gazze soykırımında Siyonist rejime nasıl yardımcı oluyor? 04 Nisan 2024 – İran’ın aktif caydırıcılık denklemine dönüş: Siyonist rejim tarihi bir intikam bekliyor 29 Mart 2024 – Birleşmiş Milletleri Çin’e veya Rusya’ya taşıma zorunluluğu 25 Mart 2024 – Amerika ve İsrail, Rusya’dan intikam mı aldı? 21 Şubat 2024 – Gazze soykırımı ve İsrail’in mevcudiyet krizi 08 Şubat 2024 – Gazze soykırımının durdurulması için İsrail’in hayat damarlarının kesilmesi 04 Ocak 2024 – Kirman terörü; İşgalci Siyonist rejimi güçlü ve hızlı bir tepki bekliyor Paylaş:
Kaynak: YDH