Alevi toplumunda Zöhre Yıldızı -Mehmet Özgür Ersan Yazdı

Alevi toplumunda Zöhre Yıldızı -Mehmet Özgür Ersan Yazdı
Yayınlama: 20.02.2026
18
A+
A-

Alevilik yoktan var edişi kabul edilmez. Vardan var oluşu kabul eder.

Alevilikte yoktan var ediş diye birşey yoktur. İslam’ı katı Şeriat

boyutu yoktan var olmayı kabul eder oysa Alevilik vardan var olmayı

kabul eder.

Beni hor görme kardaşım

Sen altınsın ben tunç muyum

Aynı vardan varolmuşuz

Sen gümüşsün ben sac mıyım

Ne varise sende bende

Aynı varlık her bedende

Yarın mezara girende

Sen toksun da ben aç mıyım

Kimi molla kimi derviş

Allah bize neler vermiş

Kimi arı çiçek dermiş

Sen balsın da ben çeç miyim

Topraktandır cümle beden

Nefsini öldür ölmeden

Böyle emretmiş yaradan

Sen kalemsin ben uç muyum

Tabiata Veysel aşık

Topraktan olduk kardaşık

Aynı yolcuyuz yoldaşık

Sen yolcusun ben baç mıyım

Hu makamında Huvel Baki yani O vardı başkada bir şey yoktu der. Bu

kudsi hadisdir. Sonrasında Hu makamında olan varlık tanınmaklığı

istemiş ve Allah boyuta inerek şunu demiştir;

Hadis-i şerifte : “KÜNTÜ KENZEN MAHFİYYEN FEHALAKTÜ’L HALKA LİYA’RİFÛNÎ.”

ANLAMI: “Ben bir gizli hazine idim, görülmek, bilinmek istedim, bu

yüzden âlemi yarattım.”

Allah, Küntü kenzen mahfiyyen hadis-i kudsi’sinde, “Ben gizli bir

hazine idim. Bilinmeyi murat ettim. Muhabbetimden halkı yarattım,”

buyuruyor. Böylece, zatının bilinmesine, bizi vasıta kıldı. Bizi

bilinmekliğinin şerefi ile şereflendirdiği için ve zatına benzer

hiçbir varlık yaratmadığı için, insanları da varlıklara benzetmeyerek,

onlara bir şeref daha verdi.

“ Ben İlm-i zatiyyede malumatla mütecellî idim, istedim ki bilineyim,

halkı halk ettim. Halk mahzâ (ancak, yalnız) Hakkı bilmek ve vech-i

ahadiyeti seyretmek için bu âleme geldi” buyurulmuştur. İşte sen bu

hadisin sırrını anladın ise, sakın onu nâdana, ona lâyık olmayana ifşâ

etme, yani tevhidi kıymetini bilmeyene verme.

Menakıp’da Ishak bn. İsmail Nişaburi’den, Cafer-i Sadık’dan

babasından, dedesi Ali bin Hüseyin’den

Amcam Hasan dedi ki: Dedem Resullullah’dan duydum: ‘ Ben Allahu

Subhanebu ve tealanın nurundan halkoldum, Ehl-i Beytim de benim

nurumdan halkoldu, Ehl-i Beytimi sevenler de onların nurundan

halkoldu. Diğer nas nardadır.’

İbnil Muğazili El- Vasıti El- Şafii namı ile maruf Ebul Hasen bin

Muhammed ‘Menakıb’ adlı kitabında Selman Farisi’den :

Habibim Muhammet şöyle söylediğini duydum: ‘Ben ve Ali Allah’ın leleri

arasında tek bir nur’idik . Cenabı Hakk Ademi halketmeden öndörtbin

sene önce, o nuru teşbih ve takdis ediyordu. Ademi halkedince o nuru

onun sulbüne vazetdi. O zamanda beri ben ve Ali ayni şey olarak

kaldık, ta ki Abdülmuttalib’in sulbünden ayrıldık. Ben nübüvvet,

Ali’de imamet..’(velayet)

Böylece bu nur yeşil kandil için on dört bin yıl Muhammed ve Ali

Fatma’nın kandilinde Nun harfinde gizli olarak irşad edildi. Daha

sonra bu nur Adem’in içine yerleştirildi. Böylece meleklerin ona secde

etmesi istedi. Adem’den Abdülmuttalib’e kadar bu nur aynı idi.

Abdulmutalib’de Abdullah’tan Muhammed’e nübüvet nuru olarak, Ebu

Talip’ten Ali’ye velayet nuru olarak sonra tekrar Fatma Ana’da Hasan

ve Hüseyin’de bu nur Zöhre Yıldızı İmamet nuru olarak 12 İmamlara

geçti.

Çatılmadan yerin göğün binası

Muallâkta iki nura düş oldum

Birisi Muhammed birisi Ali

Lahmike lahmi de bire düş oldum

Ezdi aşkın şerbetini hoş etti

Birisi doldurdu biri nuş etti

İkisi bir derya olup cuş etti

Lâl ü mercan inci dür’e düş oldum

Ol derya yüzünde gezdim bir zaman

Yoruldu kanadım dedim el’aman

Erişti carıma bir ulu sultan

Şehinşah bakışlı ere düş oldum

Açtı nikabını ol ulu sultan

Yüzünde yeşil ben göründü nişan

Kaf u nun suresin okudum o an

Arş-Kürs binasında yâre düş oldum

Ben Âdem’den evvel çok geldim gittim

Yağmur olup yağdım ot olup bittim

Bülbül olup Firdevs bağında öttüm

Bir zaman gül için hara düş oldum

Âdem ile balçık olup ezildim

Bir noktada dört hurufa yazıldım

Âdem’e can olup Sit’e süzüldüm

Muhabbet şehrinde kâra düş oldum

Mecnun olup Leyla için dolandım

Buldum mahbubumu inandım kandım

Gılmanlar elinden hulle donandım

Dostun visalinde nâra düş oldum

On dört yıl dolandım Pervane’likte

Sıtkı ismin buldum divanelikte

Sundular aşk meyin mestanelikte

Kırkların ceminde dara düş oldum

SITKI’yam çok şükür didare erdim

Aşkın pazarında hak yola girdim

Gerçek âşıklara çok meta verdim

Şimdi Hacı Bektaş Pir’e düş oldum

Sıdkı Baba

Hamevi ‘Feraidussimtaym’ adlı kitabında, Ziyad Bin El Münzir’den, Ebu

Cafer, El-Bakır’dan, dedesi Hz. Hüseyin bin Ali bin Ebi Talib’den:

Peygamber Efendimiz buyurdular ki: ‘Ya Ali! Ben ev sen Adem

halkolunmadan on dört bin sebe önce Allah’ın elleri arasında nuridik.

Ademi halkedince o nuru Adem’in sulbüne koydu. Cenab-ı Hakk o nuru,

tertemiz sulblerden tertemiz rahimlere nakl ede ede ta ki

Abdülmuttalib’in sulbünden karar kıldırtdı. Sonra iki kısma ayırdı,

bir kısmını da Amcam Ebu Talib’in sulbünden çıkartdı. Böylece Ali

bendendir, ben de Ali’denim, onun eti etimdir, kanı kanımdır.

Ol kaadir-i kün feyekün, tüfedici Rahman benem

Kesmeyen, rızkını viren, cümlelere sultan benem

*Kun emrini verenin Yine kendisi, yani insan oldugunu soyluyor.

Alevilikte yoktan var etme anlamında yaratılış yoktur. Var olan birin

görünür alana çıkması vardır.

Tanrı görnmeyen durumda iken, kendisine olan sevgisi yüzünden görünür

olmak istedi. böylece Tanrısal sudur başladı ve tüm varlık türleri

oluştu. sevgi bu oluşun kaynağıdır, ilk nedenidir…’

Tanrı görnmeyen durumda iken, kendisine olan sevgisi yüzünden görünür

olmak istedi. böylece Tanrısal sudur başladı ve tüm varlık türleri

oluştu. sevgi bu oluşun kaynağıdır, ilk nedenidir…’

FERİDETTİN ATTAR

Başımız elif-i taç

Anlımız zöhre yıldızı

Kaşlarımız kalem-i kudret

Gözlerimiz nur-u hidayet

Kulaklarımız şebber-i şübber

Burnumuz hoşmayı cennet

Agzımız kelime-i şahadet

Dilimiz mürşit

Dişlerimiz Hasan-ül askeri

Çenemiz talip

Göğsümüz yaylayı cennet

Kollarımız dest-i bilayet

Dizlerimiz secdey-i bağdet

Ayaklarımız hakiturap

Hz. Ali’nin alnında Zöhre (Zühre-Venüs) Yıldızı olduğuna inanılır. Bu

yıldız Hz. Ali’nin tanınmasında nişan olarak gösterilir.

Zöhre yıldızının doğuşu da efsanevi bir şekildedir.

Bu efsane şöyledir:

Melekler, nankör ve isyankar oldukları, kötülük yaptıkları için

insanları Tanrı’ya şikayet ederler Tanrı’da onlara,”sizde de nefis

olsa sizde böyle yaparsınız” der. Melekler itiraz edince içlerinden

ikisini seçer, nefis vererek dünya ya gönderir.

Dünya ya inen melekler güzel bir büyücü kadının evine yerleşirler.

Zaman zaman İsm-i Azam duasını okuyarak göğe uçarlar. Kadın bunları

zamanla kandırır içki içirir ve zina yapar. İsm-i Azam duasını

öğrenerek göğe uçar ve Zöhre Yıldızı olur. Melekler de Babil

Kuyularına baş aşağı asılarak ömür boyu ceza alırlar. Bu yıldızın

Ali’nin alnında olduğuna inanılır.

Şah İsmail Hatayi:

Kudretten mim duası kaşında

Zühre yıldızı var erin döşünde

Melekler Ali’den nişan istedi

Zühre yıldızını alnında gördü ??

Pir Sultan Abdal:

Cebrail oğlandan nişan istedi

Zöhre yıldızını alna getirdi

Kırk yılda bir doğan yıldızı

Ali’nin alnında gören kim idi

Kul Himmet:

Ali’nin alnında zöhre yıldızı

Meyli muhabbetli Selman’a düştüm

İsrafil gelince surlar çalunur

Bir zöhre yıldızı doğar dolunur

Ali’nin alnında hazır bulunur

Beytullah üstünele nura gelmişim

Ali İzzet Özkan;

Soramadım bir çift sözü

Ay mıdır gün müdür yüzü

Sandım ki Zöhre yıldızı

Şavkı beni yaktı geçti

Bir yıldız doğdu, nur ile

Alemi yaktı nar ile

Küsülüyem ben yar ile

Niye doğdun sarı yıldız, mavi yıldız

Aman, aman evler yıkan yıldız

Evler yıkan, beller büken

Kanım döken, kervan kıran

Dön, dön yare doğru dön

Bülbüle Söyleyin Dalına Konsun

Bizi Böyle Eden Allah’Tan Bulsun

Sabreyle Sevdiğim İlkbahar Gelsin

Terk Edeyim Vatanımı Evimi

Seher Yıldızı Ayırdı Bizi

Perişan Eyledi Yar İkimizi

Karacaoğlan Derki Doğmadan Göçtüm

Yar Elinden Dolu Badeler İçtim

Kötüler Zanneder Ben Yardan Geçtim

Ölmeyince Çekermiyim Elimi

Seher Yıldızı Ayırdı Bizi

Perişan Eyledi Yar İkimizi

6. AY ALİ

Alevî inancında Hz. Ali ay olarak kabul ederler. Ay Hz. Ali’nin

sembolüdür. Ay güneyde görüldüğünde üç defa şu sözler tekrarlanır:

Ayı gördüm

Ali’yi gördüm

Hünkar Hacı Bektaş

Veli’yi gördüm.

Şah Rıza Pehlevi döneminde İran’ın bayrağında bulunan ay Ali’yi temsil

ediyor. Aynı zamanda Hz. Muhammed gündür. İran bayrağındaki aslanın

arkasında doğan güneş de Hz. Muhammed’i temsil eder.

Şah İsmail Hatayî, bu konuya şöyle yaklaşır:

Ay Ali’dir gün Muhammed bilene

Bak nazar eyle de heman arif al

Ay Ali’dir gün Muhammed bilene

Gerçek isen ikrarında dur imdi

Pîr Sultan Abdal:

Ay Ali’dir gün Muhammed

Okunur doksan bin ayet

Bu inancın kaynağı da Nusayrîlik’te aramak gerekir “Gökyüzünün en

büyük yıldızları Güneş

ile Aydır. İnsanlığın da en büyük yıldızları, Hz. Muhammed ile

Ali’dir. Nusayriler arasında Hz. Ali’nin makamını, Ay

(Kelaziler-Kameriler) ve Güneş (Şemsiler) bilenler vardır.”

“Ay’da görülen karaltı da Ali’dir; fakat biz onu şimdi göremeyiz;

ruhumuz bedenimizden çıktığı zaman göreceğiz ki Ali Ay’dır ve başında

taç, elinde Zül-fekar bulunan bir insan şeklindedir.

Nusayrîlik’in Kameri koluna göre Hz. Ali’nin makamı Ay’dır.

“Kameriler, Hz. Ali’nin

makamı, ayda olduğu ifade etmektedirler.”38 Bazıları Ali (r.a.)’nin

kendisini bağlayan cesetten kurtulduktan sonra Ay’a yerleştiğini ileri

sürerken, bazıları evinin Güneş’te olduğunu iddia ederler.

7.MİR’AÇ

Miraç olayı ozanlarımızda Sünni inancın dışında bir özellik gösterir.

Alevî inancına

uygun olarak Mir’aç’ı işlemiştir. Mir’aç olayının gelişimi şöyledir:

“Cebrail, Hz. Muhammed’e Hakk’ın devletini bildirir. Ona rehberlik

eder. Semada önleri- ne bir arslan çıkar. Bir ses gelir ki “Arslan

senden nişan ister, yüzüğünü ver!…” Hz. Muhammed yüzüğünü

(yazmalarda Hatem diye geçer kaşı olan yüzüktür) arslanın ağzına

verir, yola devam ederler. İçinde “Amcamoğlu Ali burda olsaydı bu

arslanın hakkından gelirdi” diye düşünür. nihayet Mir’aç olur. Hz.

Muhammed’e hakk tecelli eder, Hak’ın (yüzünü) görür, sessiz ve sözsüz

olarak doksan bin kelime (doksan bir sır) söyleşir.

Bu sırrı Hz. Ali’ye söyler. Hz. Ali bu yükü kaldıramaz ve ıssız bir

yerde boş bir kuyuya sırrı haykırır. Bu arada burda çobanlık yapan

biri duyar ve sır yayılır.

Hz. Ali daha sonra kırkların ceminde yüzüğü Hz. Muhammed’e aslanın

yuttuğu yüzüğü verir. Hz Muhammed, aslanın Hz. Ali olduğunu anlar.

Rivayete göre Hz. Muhammed , tanrı ile görüşürken perdenin arkasında

yeşil bir el gidip gelmektedir ve pirinç yemektedirler. Hz. Ali Hz

Muhammed’e yüzüğü verince yüzüğün kaşında bir pirinç tanesi bulur. Bu

da Ali’nin tanrı olduğunu göstermektedir.

Buna benzer başka bir rivayete göre de Hz. Muhammed, Mir’ac dan

dönünce olayı sahabelere anlatır. Sahabeler Tanrı’nın sesinin kime

benzediğini sorarlar. O’da Ali’nin der. Melikof bunu şöyle ifade eder.

“Daha sonra Ali, yüzüğü Ali kendisine geri verdiğinde, arslanın Ali

olduğunu anlayacaktır. Sonra peygamber, Tanrının tahtına varır. Perde

arkasından bir ses işitir, bu ona Ali’nin sesini çağrıştırır. Perdeyi

aralar ve Taht da aliyi görür. Ona: < ey=”” ali,=”” anadan=””

doğduğunu=”” görmeseydim=”” sana=”” tanrı=”” diyecektim.=”” sana=””

ulaştım=”” ama=”” sırrına=”” ulaşamadım.=””>

Şah İsmail Hatayi Miraç ve Kırklar Cemi’ni uzun bir destanla anlatmıştır.

Geldi Cebrail çağırdı

Hak Muhammed Mustafa

Hak seni Mirâc’a okur

Dâvete kadir Hudâ

Evvel emânetim budur

Pîr-ü Rehber tutasın

Kadimi erkâna yatıp

Tarik-ı Müstakime

Muhammed şol kula vardı

Yoktur senden bir aziz

İmdi senden el tutayım

Hak buyurdu Ve’dduhâ

Muhammed’in belin bağladı

Anda âhir Cebrâil

İki gönül bir oluben

Yürüdüler dergâha

Vardı dergâh kapısına

Gördü bir arslan yatar

Arslan anda hamle kıldı

Başa koptu tufâne

Buyurdu Sırr-ı Kâinat

Korkmasın Habibim dedi

Hate’i ağzına ver ki

Arslan ister nişane

Hate’i ağzına verdi

Arslan anda oldu sâkin

Muhammed’e yol verdiler

Arslan gitti nihâne

Vardı hakk’ı tavâf etti

Evvel bunu söyledi

Ne heybetli senin şîrin

Hayli cevreyledi bize

Gördü bir bîçare derviş

Hemen yutmak diledi

Ali bile oyaladı

Dayanırdı bu cevre

Ey benim sırr-ı devletim

Sana tâbidir ümmetim

Eğiliben secde kıldı

Eşiği Kıble-gâh’a

Kudretten üç hon geldi

Sütü elma baldan aldı

Muhammed destini sundu

Nûş etti Azamet-ullâha

Doksan bin kelam danıştı

İki gönül dostuna

Tevhîd’i armağan verdi

Yeryüzünde insana

Muhammed ayağa durdu

Ümmetini diledi

Cümlesine rahmet olsun

Dedi anda Kibriyâ

Eğiliben secde kıldı

Hoş kal sumtânım dedi

Kalkıp evine giderken

Yol uğrattı Kırklara

Vardı Kırklar makamına

Oturuben oldu sâkin

Cümleside secde kıldı

Hazret-i Emrullâha

Muhammed secdeye koydu yüzün

Hakk’a teslim etti özün

Cebrâil getirdi üzüm

Hasan ile Hüseyin’e

Selman anda hazır idi

Şey’en lillah diledi

Bir üzüm danesi koydu

Selmân-ı Keşkül-ullaha

Kudretten bir el geldi

Ezi engür eyledi

Hatem’ ol elde gördü

Uğradı müşkil hâle

Ol şerbetten biri içti

Cümlesi mest-ü Hayran

Mümin müslim üryan büryan

Hepse de girdi semah’a

Cümlesi de el çırpuben

Dediler Allah Allah

Muhammed de bile girdi

Kırklar ile samah’a

Muhammed de cûşa geldi

Tâcı başından aldı

Kemer bestin kırka böldü

Sarıldılar kırklara

Muhabbet gâlip oldu

Yol-erkân yerin buldu

Muhammed’i gönderdiler

Hatırlar oldu safâ

Muhammed evine gitti

Ali Hakk’ı tavâf etti

Hatem’i önüne koydu

Dedi saddak mürtezâ

Evveli sen âhiri sen

Ey velâyetler mâdeni

Cümlesi de sana tabi.

Dedi Şah-ı Evliya

ŞAH HATAYİ’m vakıf oldu

Bu sırrın ötesine

Hakk’ ı inandıramadı

Özü çürük ervâh’a

Mehmet Özgür Ersan

Yesari Abdal

Aşk ile

Etiketler: Alevilik, mehmet özgür ersan, zöhre yıldızı

Halkweb

https://halkweb.com.tr/alevi-toplumunda-zohre-yildizi

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.