Sanatın çizilmiş sınırları: Berlinale’den Filistin’e

Berlinale Film Festivali’nde “sanatçının siyasetten uzak durması gerektiği” söylemi, sanatın sermaye ile ilişkisini yeniden gündeme taşıdı.

Sanatın çizilmiş sınırları: Berlinale’den Filistin’e
Yayınlama: 17.02.2026
21
A+
A-

Berlinale Film Festivali’nde “sanatçının siyasetten uzak durması gerektiği” söylemi, sanatın sermaye ile ilişkisini yeniden gündeme taşıdı.

Berlinale Film Festivali Jüri Başkanı Wim Wenders’in, festivalin ve Almanya devletinin Filistin meselesi konusundaki tutumuna dair soruya verdiği “Politikadan uzak durmalıyız” şeklindeki cevap tartışılmaya devam ediliyor. “Sanatçının siyasetten uzak durması gerektiği” söylemi yeni bir söylem olmamakla birlikte, bu anlayışla hayatın her alanında karşılaşıyoruz. Mesele sanat alanı olduğunda ise konunun kendine özgü yanları doğrudan ortaya çıkıyor.

Türkiye’de ve dünyada tekellerin ve çeşitli banka sermayelerinin sanat alanında kurdukları hegemonya, belki de “kaybedecek çok şeyi olduğunu” düşünen Wenders’ten bu sektörde kendine yer bulmaya çalışan bir sanatçıya kadar pek çok kişinin söyleminde ya da sanat eserinde bir şekilde ve bir noktada somutlaşıyor. Bu anlayış bir yandan İsrail’le ticari, askeri ve diplomatik ilişkilerine hız kesmeden devam eden Türkiye’nin tutumunda ve 2024 yılında Taksim Meydanı’nda İletişim Başkanlığı tarafından bir “sanat etkinliği” olarak düzenlenen “Kurşun Geçirmez Düşler: Gazzeli Çocuk Ressamlar Sergisi” ile karşımıza çıkarken, diğer yandan sınırları içinde bulundukları sektör tarafından çizilmiş kimi ünlü sanatçıların “Filistinsiz” Filistin ile dayanışma videolarında önümüze düşüyor. Bu konu özelinde Wim Wenders’in politikaya kendince çizdiği sınırın aslında baştan çizilmiş olduğu gerçeği, Berlinale Film Festivali’nden Türkiye’ye birçok örnekle yankılanıyor.

Sanatın piyasa tarafından dizayn edildiği ve sistemin neyin talep edileceğini, neyin görünür olup olmayacağını seçtiği gerçeği bugün yine Berlinale Film Festivali ile önümüze geliyor. Festivalde geçtiğimiz yıl “No Other Land”in en iyi belgesel ödülünü almasının ardından belgeselin yönetmenlerinden Yuval Abraham’ın yaptığı konuşmada “soykırıma son” sözlerine yönelik “antisemitik” olduğu yönündeki eleştiriler ve yönetmenlerin aldığı tehditler ise siyasetin nerede durduğunu kanıtlıyor.

Bugün Wim Wenders’in sözcülüğünü yaptığı “sanatın siyasetten uzak durması” gerektiği yönündeki mit, en somut örnekte, İsrail devletinin Filistin’e yönelik politikaları karşısında ayakta kalmaya çalışan Filistinli tiyatroculara, onların tiyatro topluluklarına ve mücadelelerine çarparak düşüyor. Bu tartışmayı sadece Wim Wenders’in şahsıyla sınırlamadan bir örnek vermek gerekirse sanatın siyasetten azade, steril ve toplumun üstünde olamayacağına dair Ramallah’ta bulunan ve 2022 yılından beri faaliyet yürüten TAKS Tiyatro Okulu’nun kurucularından bir cevap geliyor sanki: “Filistin’in sadece hastanelere değil, tiyatro binalarına da ihtiyacı var.”*

*Kübra Yeter, “Filistin’in Sadece Hastanelere Değil Tiyatro Binalarına da İhtiyacı Var,” söyleşi: TAKS Tiyatro Okulu (TAQS Theatre School), çev. Ali Karadaş ve Kays Abbas, Yeni-e Dergisi, sy. 78 (Şubat–Mart 2024): 78.

Kaynak: EVRENSEL

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.