ABD ile Rusya arasındaki kalan son nükleer silah kontrol anlaşmasının bu yıl Şubat ayında sona erecek olmasıyla birlikte, uluslararası çevrelerde “silah kontrolü çağının” sona erdiğine dair ciddi kaygılar ve pişmanlıklar dile getirilmektedir. Peki “silah kontrolü çağı” tam olarak neyi ifade eder? Uluslararası güvenlik sorunlarıyla mücadele edebilmek için dünya yönetim modelinde ne tür bir dönüşüme ihtiyaç duyulmaktadır?
Global Times gazetesi 22 Ocak 2026 tarihli yuvarlak masa söyleşisinde, “Silah kontrolü çağı sona mı yaklaşıyor?” sorusunu uzmanlarla masaya yatırdı.
SİLAH KONTROLÜ ÇAĞI” KARMAŞIK BİR TARİHSEL SÜREÇTEN GEÇMİŞTİR
*Guo Xiaobing (郭晓兵): Çin Çağdaş Uluslararası İlişkiler Araştırmaları Enstitüsü Silah Kontrolü Araştırmaları Merkezi Başkanı:
Son dönemde “silah kontrolü çağının sona ermesi” ifadesi, stratejik çevreler ve uluslararası kamuoyunda sıcak bir tartışma konusu hâline gelmiştir ama aslında silah kontrolü, uzun bir tarihsel geçmişe sahip bir olgudur. Antik Çin’de İlkbahar ve Sonbahar ve Savaşan Devletler dönemlerinde “savaşı durdurma antlaşmaları” bulunmaktaydı. Orta Çağ Avrupa’sında tatar yayı kullanımı sınırlandırılmıştı. İki Dünya Savaşı arasındaki dönemde ise emperyalist güçler Deniz Silahlarının Sınırlandırılması Antlaşması gibi anlaşmalar imzaladılar. Ancak bu dönemlerde silah kontrolü, uluslararası güvenlikte sınırlı bir rol oynuyordu ve gerçek anlamda bir “silah kontrolü çağından” söz etmek mümkün değildi.
Gerçek anlamda “silah kontrolü çağı” olarak adlandırılabilecek dönem, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki dönemi, özellikle de 1960’ların sonlarından günümüze kadar olan dönemi kapsar. Bu dönemde, özellikle resmi anlaşmalar çerçevesinde yürütülen nükleer silah kontrolü, büyük güçlerin ulusal güvenliklerini ve kalkınma çıkarlarını korumada temel araçlardan biri hâline gelmiştir.
Temel çelişkilerin değişimi dikkate alındığında, silah kontrolü çağı iki evreye ayrılabilir: Soğuk Savaş dönemi ve Soğuk Savaş sonrası dönem.
Soğuk Savaş sırasında Doğu ve Batı blokları arasındaki çatışmanın yoğunlaşmasıyla silahlanma yarışı hız kazandı. ABD ve Sovyetler Birliği tarafından biriktirilen devasa nükleer cephanelikler, dünyayı defalarca yok edebilecek kapasiteye ulaşmıştı.
Bu kontrolsüz silahlanma, güvenliği artırmadı, aksine her iki ülke ve tüm dünya için ciddi riskler doğurdu, devasa askeri harcamalar ekonomik baskıyı artırdı ve bu koşullarda ABD ve SSCB, nükleer savaşı önleyecek ve silahlanma yarışını sınırlayacak adımların gerekli olduğu konusunda uzlaştı.
İki ülke 1960’ların sonlarında “karşılıklı güvenceli caydırma” temelinde bir tür nükleer dengeye ulaştıktan sonra, dinamik bir dengeyi korumak ve sınırsız aşınmayı önlemek amacıyla silahlanmayı sınırlamak veya hatta azaltmak için silah kontrolü müzakereleri yoluyla bir dizi anlaşma imzaladılar.
Bu dönemin başlıca başarıları arasında Füze Savunma Anlaşması (ABM), Stratejik Silah Sınırlama Anlaşması (SALT), Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması (INF) ve Stratejik Silah Azaltma Anlaşması (START I) yer almaktadır.
Aynı zamanda nükleer silahların yayılmasının önlenmesi de gündeme girdi ve 1968’de BM çatısı altında Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kabul edildi.
Kaynak: RASTHABER