Bugün Alevilik üzerine söylenen her sözü dikkatle dinlemek zorundayız. Çünkü artık mesele açık baskılar değil; yönlendirmelerdir. Aleviler, çeşitli odaklar tarafından kendi yollarından yavaş yavaş uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Bu, yüksek sesle değil; yumuşak bir dille, “iyi niyet” vurgusuyla yapılıyor.
Burada durup düşünmek gerekiyor.
Size sunulan yeni anlatılar gerçekten Aleviliğin içinden mi geliyor, yoksa dışarıdan mı biçimlendiriliyor? Geçmişle bağ kurmayan, hafızayı geri plana iten, hak talebini gereksizleştiren bu dil neyi amaçlıyor? Eğer bir anlatı sizi rahatlatıyor ama aynı zamanda talepsiz bırakıyorsa, orada ciddi bir sorun vardır.
Alevilik, yalnızca bireysel bir inanç alanı değildir. Yüzyıllar boyunca oluşmuş bir toplumsal hafızanın ürünüdür. Bu hafıza, acıları çoğaltmak için değil; yönü kaybetmemek için vardır. Hafıza devre dışı bırakıldığında, Alevilik başkalarının çizdiği çerçevelerin içine kolayca yerleştirilebilir.
Bugün Alevilik adına konuşan, yazan, projeler üreten birçok yapı var. Okur olarak, yurttaş olarak, Alevi olarak şu soruyu sormak zorundasınız: Bu sözler beni güçlendiriyor mu, yoksa sakinleştirip etkisiz mi kılıyor? Geçmişi anlamaya mı çağırıyor, yoksa unutturmaya mı?
Yol değiştirmek her zaman açık bir tabelayla olmaz. Bazen yol, fark ettirmeden yön değiştirir. Dil değişir, öncelikler değişir, sorular azalır. Sonra bir gün bakarsınız, yürüdüğünüz yol artık size ait değildir.
Bu noktada Alevi kurumları ve temsilcileri kadar okurun da sorumluluğu vardır. Temsil, sorgulanmadığı sürece yönlendirmeye dönüşür. Alevilik, sadece anlatılan bir şey değil; sahip çıkılan bir yol olmak zorundadır.
Bu bir çağrı değil, bir uyarıdır.
Kendi yolunu başkasının pusulasıyla yürüyenler, nereye vardıklarını ancak vardıklarında fark ederler.
O yüzden şimdi sormanın tam zamanı:
Bu yol kimin yoludur?