CAHİLLİK BİR TEFEKKÜR DEĞİLDİR – Hüseyin Karataş Yazdı

CAHİLLİK BİR TEFEKKÜR DEĞİLDİR –  Hüseyin Karataş Yazdı
Yayınlama: 04.01.2026
Düzenleme: 04.01.2026 13:41
64
A+
A-

“alevi” kelimesini “alev-i” şeklinde yazıldığında ne olur?.. alevi kavramını alev-i şeklinde yazınca bilimsel mi oluyor?.. bu şekilde konuşmak bi yanılsama, kendini oyalamadır; aliyle, veliyle uğraşmak, bi şeyin kötü olduğunu ispatlamaya çalışmak, insanı ne ilerici yapar ne de devrimci; bi şeyin içinde olmadan, o şeyin kendindeki anlamı anlamadan, o toplumun bilincini, bilinçaltını, zamanını tefekkür etmeden bi yer tutmaya çalışmak çok kötü bi zihniyettir; bu zihniyet, ne bi kimseyi ne de bi toplumu bi yere vardırırır…

evet; alevilerin itikatindeki, iman ettiklerindeki manayı, içeriği çağdaşlaştırmak, zamanın mefhumuyla buluşturmak, yeni anlatıya, yeni bi senteze vardırmak iyidir; bu, demek değil ki, alevi kavramını alev-i şeklinde yazalım, bu söz oyunu trajikomik olmanın ötesinde cahilliktir; ferid edgü’nün bi lafı var, “cahil” diyor, “düşünmeye başladığında, dünya tersine dönmeye başlar”; alevi kelimesini, alev-i şeklinde yazmak ancak ferid edgü’nün işaret ettiğ cahil’in işi olabilir..

anlayacağınız; aleviliği kendi akıllarına, inandıklarına, çıkarlarına, bildiklerine, cahilliklerine, fikirlerine uydurmaya çalışanlar, bi yenilik yapmış olmuyorlar, sadece bu yaptıklarıyla aleviliğe nifak olmuş oluyorlar; bi şeyi reddetmek “hayır” demek değildir, bi tefekkürdür; yeni bi şey söylemiş olmak, onun-bunun söylediklerini taklit etmek değildir, bi sentezdir; açık görüşlü olmak, bağırmak değildir, kendi fikrinde olmayanı ötekileştirmek değildir, kendi bildiklerini dayatmak hiç değildir; açık görüşlü olmak, kendi fikrinde olmayanı en az kendi fikri kadar tefekkür edebilmektir; alevi’yi alev-i şeklinde yazmak bi tefekkür olabilir mi?..

bodhidharma der, “Yol temelde mükemmeldir. Mükemmelleştirilmesi gerekmez. Yol’un bir şekli ya da sesi yoktur..”; der ki bodhidharma, “Onlar görüntülere bağlı kaldıkları sürece zihinlerinin boş olduğunun farkında olmazlar. Ve yanlışlıkla şeylerin görüntüsüne yapışıp kalarak Yol’u kaybederler..”; bodhidharma demiştir, “Öğretiler sözcüklerdir. Onlar yol değildir. Yol sözcüksüzdür. Sözcükler yanılsamadır…”; alevi isimlendirilmesi de bi sözcüktür yalnızca, yas-ı matem, kerbela, ali, hasan bi sözcüktür, yol değildir; düzgün baba, baba mansur, hacı bektaş-ı veli bi sözcüktür yalnızca, yol değildir; mürşit, pir bi kişi midir?.. ki, kişileri yanlışlamaya uğraşıyorsunuz; insanlar -bu kim olursa olsun- kişinin, kişilerin peşine giderse mürid olur; bizde kendini bilen, niyaz ettiği pirde kendi aslını, kendi özünü bulan kişidir; hz. ali, on iki imamlar, mansurlar, nesimiler bizim mürşidimizdir, pirimizdir; bizim yol’umuzda talıp, niyaz ettiği bu pirlerinde kendi özünü, hakk’ı ve hakikat’i bulandır; işte bu, dille söylenemez, ancak hissettiğimizin aklıyla anlayabiliriz; işte, bu hisdir yol’umuza mürşit; işte bu hisdir alevi-kızılbaş olan, alevi’yi alev-i şeklinde yazmak değildir…

ferid edğü diyor ki, “Cahilin yalancılarla işbirliğinden iktidar doğar”; bu arkadaşlarımızın bizimle polemik ettikleri meselelere bakın, hepsi başkalarının bunların aklına fısıldadıkları; bi tek şey gösterin ki, bunların aklından çıkmıştır; başkalarının yanılsamasıyla konuşan bu arkadaşlar, ali’yi cellat yaptılar, hüseyin’i zalim yaptılar, pir sultan’ı şii yaptılar, alevi’yi alev-i yaptılar; bunlar, ali’ye cellat derken, gerçeği söylediklerini söylüyorlar; bakın, bu gerçek’i söylemek bizim gönlümüz değildir; bizim gönlümüz, şeylerdeki, olanlardaki hakk’ı ve hakikati söylemektir; gerçek’i söylemek hakikat değildir bi ezberdir;insan ezberleyince öğrenmiş olmuyor diyor jacques ranciere, cahil hoca kitabında…

bizde yol, yeniye sağır değildir, yeniliklere, yeni fikirlere, yeni keşiflere, farklı düşüncelere, çeşitliliklere kör değildir; bizim büyüklerimiz, bize yeniyi, yeni fikirleri yasaklamadılar, edebinizle yaşayın, edebinizce söyleyin dediler; bizim halkımız, ezberleriyle, helal ve haramlarıyla, inandıklarıyla, tapındıklarıyla körelmişlerin mağdurlarıdır; ondan bizimkiler, ezberlerini, itikatlarını, itibarlarını, güçlerini, bildiklerini, söylediklerini şiddete ve tapınmaya dönüştürenlerin zihniyetindeki cehaleti iyi tefekkür etmiştir, çünkü bu cehaletten ziyadesiyle acı çekmiştir…

bizim tarihimize bakın, niye yazmamışız?.. yazmayı beceremediğimizden mi?.. niye imanımızı, itikatimizi şiirle, deyişle, duwazla anlatmışız?.. bakın yazar ne diyor: Hakikati seziyor olsak bile söyleme’nin imkansızlığı bizi şairane konuşturur, bize zihnimizin serüvenlerini anlattırır, bunların diğer serüvenciler tarafından anlaşıldığını doğrulatır, duygumuzu ilettirir ve hisseden başka varlıklarca paylaşıldığını görmemizi sağlar. (cahil hoca, jacques ranciere sayfa 68); hep masum, çocuk kalabilmek için fikrimizi, itikatimizi, imanımızı, inandığımız duwazla, değişle söylemişiz; bizde söz kelimenin anlamını aşar; insan aşk’ı, aşkın duyguları ancak ayıktığında anlatabilir; bu anlatımın aracı, dili kelimelerin anlamını aşar; ondan, şiir, duwaz kelimeden fazlasını söyleyenlerin ilmidir; bu ilimle söylenmemiş söz insanı aydınlatmaz, insanı tefekküre vardırmaz; ondan, cahiliyet kelimeden fazlasını söyleyen ilmi tekfir etmiştir; şimdi alevi’ye alev-i diyenler deyişlerimizdeki, duwazlarımızdaki manayı, piri tekfir etmekteler…
Hüseyin Karataş

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.