Muhammed Ali Yolu- Mehmet Özgür Ersan

Muhammed Ali Yolu- Mehmet Özgür Ersan
Yayınlama: 22.11.2025
2
A+
A-

MUHAMMED ALİ YOLU:Alisiz Alevilik – Sünnilik – Hıristiyanlık – Musevilik, 124 bin peygamber, dört kitap olmaz.” Alevi-Bektaşi İrfanında Tevhid, Velayet ve Hz. Ali

1. Giriş: “Alisiz Alevilik olmaz” neyin cümlesi?

Dillerde dolaşan o cümle aslında bugünkü tartışmanın ana eksenini kurar:

> “Alisiz Alevilik – Sünnilik – Hıristiyanlık – Musevilik, 124 bin peygamber, dört kitap olmaz.”

Bu söylem, Hz. Ali’yi yalnızca İslam tarihinin bir şahsiyeti değil, vahyin bütün hattını taşıyan adalet ve velayet ekseni olarak görür. Nübüvvetin tarih boyunca çeşitli peygamberlerle, dört büyük kitapla insana seslenişini; insanlık tarihinde en berrak tezahürünü Ali hakikatinde bulan bir süreç olarak okur.

Hazret-i Aliyyü’l-Murtazâ’ya nispet edilen meşhur söz de bu ekseni destekler:

> “Bize buğz eden de, bizi ilahlaştıran da helak olur.”

Alevi-Bektaşi irfanı tam bu iki uç arasında, çok ince bir çizgide yürür:

Ne Emevî geleneğinin yaptığı gibi Ali’yi sıradan bir “dördüncü isim”e indirger;

Ne de Ali’yi müstakil bir tanrı konumuna çıkarır.

Ali, ilâh değil, fakat Hak isimlerinin en kâmil tecellisi, adaletin, velayetin ve insan-ı kâmil idealinin “yüzü”dür. Modern Alevilik araştırmaları da, Allah-Muhammed-Ali birlikteliğinin Hristiyan tarzı bir teslis değil, Hak–risalet–velayet çizgisinin sembolik ifadesi olduğunu vurgular.[1]

2. Nübüvvetten velayete: Allah–Muhammed–Ali doktrini

2.1. Tevhid ve üç isim: Hak, Peygamber, Veli

Klasik ve çağdaş kaynaklar, Alevi-Bektaşi inancında Allah–Muhammed–Ali üçlemesinin merkezi bir yer tuttuğunu açıkça ortaya koyar.[1],[2]

Bu üçleme şöyle okunabilir:

Allah / Hak: Mutlak ilahi hakikat, varlığın kaynağı.

Muhammed: O hakikatin rahmet ve risalet dili; vahyin kelam olarak vücut bulması.

Ali: O hakikatin adalet, velayet ve irfan eli; vahyin iç anlamının rehberi.

Zeynep Oktay’ın Aleviliğin erken yazılı kaynakları üzerine yaptığı çalışmada, “Muhammed-Ali doktrini”nin, Alevi-Bektaşi geleneğinde neredeyse bir “omurga öğreti” olarak işlediği; Muhammed ve Ali’nin tek bir hakikat kişiliğinin iki yüzü gibi kavrandığı gösterilir.[2]

Bu çerçevede:

Nübüvvet Muhammed’de,

Velayet Ali’de somutlaşır;

Alevilik ise bu iki yüzü birlikte tutan yol olarak tanımlanır.

2.2. 124 bin peygamber, dört kitap ve Ali

“124 bin peygamber, dört kitap” ifadesi, vahyin tarih boyunca çeşitli diller ve toplumlar üzerinden akan sürekliliğini anlatır. Alevi-Bektaşi bakış açısından bu uzun hattın son halkası:

Kur’an ile kelam,

Hz. Muhammed ile risalet,

Hz. Ali ile adalet ve velayet olarak görünür.

Bu yüzden “Alisiz Alevilik olmaz” cümlesi, slogandan çok teolojik bir pozisyondur:

> Vahyin dilini (Muhammed), adaletini ve iç eğitimini (Ali) dışarıda bırakan bir din tasavvuru, “eksik tevhid”dir.

3. “Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır”: Hadis ve irfani okuma

Meşhur rivayet şöyledir:

> “Ben ilmin şehriyim, Ali de kapısıdır.”

Hadis usulü açısından tartışmalı olmakla beraber, Tirmizî’nin Sünen’inde geçen bir varyantı sebebiyle tasavvuf ehli bu hadisi Hz. Ali’nin velayet merkezli konumunu anlatmak için sıkça kullanmıştır.[3]

Seyit Avcı ve benzeri çalışmalar, bu rivayetin isnadında problemler bulunduğunu, fakat İslam düşüncesinde özellikle tasavvuf ve irfan çevrelerinde “kurucu bir metafor” haline geldiğini gösterir.[3]

Alevi-Bektaşi tefsirinde bu hadisin manası şöyle açılır:

Kur’an ve sünnet bir “ilim şehri”dir;

Bu şehre girmenin batıni kapısı Ali’dir;

Şehre girmek isteyen, kapıdan –yani Ali’nin adalet ve irfan çizgisinden– girmek zorundadır.

Böylece Hz. Ali:

Sadece bir sahabe değil,

Kur’an’ın batıni tefsirine açılan kapı,

Tasavvuf ve tarikat silsilelerinin çoğunda “ilk halka” kabul edilir.

4. İki uçta helak: Buğz edenler ve ilahlaştıranlar

“Bize buğz eden ve bizi ilahlaştıran iki grup helak olur” sözü, Alevi-Bektaşi irfanında denge ilkesini temsil eder.

4.1. Buğz edenler: Siyasî tarih ve mezhep hafızası

Emevî ve kısmen Abbâsî siyasetinin inşa ettiği tarih anlatısında Hz. Ali:

Kimi zaman geri plana itilmiş,

Kimi zaman iç çekişmelerin sorumlusu gibi resmedilmiş,

Kimi zaman da Haricî yaklaşımda olduğu gibi, tekfir edilmiştir.

Alevi-Bektaşi hafıza, bu tarihsel buğzu, zulme rıza gösteren bir din anlayışıyla ilişkilendirir. Pir Sultan’ın “Kangı kitapta var ol Ömer Osman?” diye başlayan sorgulayıcı nefesi, tam bu siyasal-teolojik eleştiriyi dillendirir.[4]

4.2. İlahlaştıranlar: Gulat çizgi ve tevhid hassasiyeti

Diğer uçta ise, Hz. Ali’yi doğrudan “Tanrı” mertebesine çıkaran gulat eğilimler vardır. Alevi yazılı metinlerini inceleyen çalışmalar, bazı ifadelerde Hz. Ali’ye yaratıcı nitelikler atfedildiğini, buna karşılık metnin genel dokusunda tevhid vurgusunun korunmaya çalışıldığını gösterir.[5]

Dolayısıyla Alevi-Bektaşi irfanı, Ali’yi:

Tevhidin aynası,

İlâhî sıfatların en kâmil mazharı,

ama asla müstakil bir ilah olmayan “Şâh-ı velâyet” olarak kavrar.

5. Ulu ozanlarda Hz. Ali: Hatayi, Pir Sultan, Kul Himmet

5.1. Şah Hatayi: “Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz”

Şah İsmail Hatayi’nin, bugün neredeyse Alevi kimliğinin şiarı sayılan dizesi şöyledir:

> “Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz.”[6]

Bu kısa cümlede:

Mezhep beyanı vardır: “Sufi mezhebim” diyen Hatayi, kendi yolunu “Muhammed-Ali yolu” olarak tarif eder.

Tevhid yorumu vardır: Hak, Muhammed ve Ali’yi ayrı ilahlar değil, aynı hakikatin farklı zuhuratları olarak görür.

Toplumsal aidiyet vardır: “Biz” zamiri, inancı bir yol topluluğuna dönüştürür.

Hatayi nefeslerinde Hak–Muhammed–Ali birlikteliği, çoğu zaman On İki İmam ve Kırklar kozmogonisiyle iç içe anlatılır.[7]

Kırmızı renk, kılıç, Zülfikâr, meydan, ikrar gibi imgeler; Ali’nin hem kozmik (nûr, sır) hem tarihsel (imam, önder) hem de siyasal (adalet, kıyam) boyutunu aynı şiir evreninde birleştirir.

5.2. Pir Sultan Abdal: Adalet eksenli Ali teolojisi

Pir Sultan Abdal’ın deyişlerinde Hz. Ali:

Ehl-i Beyt’in merkezi,

Mazlumlarla özdeşleşmiş “Şah-ı Merdân”,

Tarihsel zulme karşı itirazın teolojik meşruiyetidir.[4],[8]

Araştırmalar, Pir Sultan’ın şiirlerinde Hz. Ali, Ehl-i Beyt ve Kerbelâ temasının son derece güçlü olduğunu; hatta Ali’nin bazı dizelerde âlemin özü, neredeyse tanrısal bir merkez gibi tasvir edildiğini gösterir.[8]

Bu, gulat anlamında bir ilahlaştırma değil; zulme karşı direnen ilahî adaletin şahsileştirilmesidir. Emevî iktidarının tarihsel meşruiyetine karşı, “Ali’nin çizgisi” Pir Sultan’da hem inanç hem siyaset kriteri haline gelir.

5.3. Kul Himmet: “Allah medet yâ Muhammed yâ Ali”

Kul Himmet nefeslerinde, Allah–Muhammed–Ali formülü duanın kalbine yerleşir. Bir nefesinde şöyle niyaz eder:

> “Allah medet, yâ Muhammed yâ Ali.”[9]

Burada:

Yardım, Allah’tan istenir;

Ama bu yardımın risalet eli Muhammed, velayet eli Ali üzerinden tecelli edeceği varsayılır.

Kul Himmet üzerine yapılan kapsamlı çalışmalar, onun şiirlerinde:

On İki İmam sevgisinin,

Ehl-i Beyt vurgusunun,

Allah–Muhammed–Ali üçlemesinin son derece yoğun olduğunu ortaya koyar.[9]

Kul Himmet nefesleri, bu anlamda Alevi-Bektaşi inanç sisteminin “şifahi ilmihali” gibidir: İkrar, hizmet, edep, cem, semah, hepsi Hz. Ali merkezli bir velayet anlayışıyla çerçevelenir.

6. Aynaya tutulan yüz: “Aynayı tuttum yüzüme, Ali göründü gözüme”

Bektaşi geleneğinin en bilinen nefeslerinden biri, Hilmi Dede’ye atfedilen şu mısrayı taşır:

> “Aynayı tuttum yüzüme, Ali göründü gözüme.”[10]

Bu kısa cümlede Alevi-Bektaşi Ali teolojisinin özeti saklıdır:

Ayna: İnsanın kendi nefsi, kalbi, vicdanı;

Yüz: Tarihsel benlik, geçici kimlikler;

Ali’nin görünmesi: İnsan-ı kâmil idealinin, yani Ali ahlakının iç dünyada tezahürü.

Bu nefes, Ali’yi medenî cesaret, merhamet, adalet, ilim ve edep toplamı olarak görür. Kişi aynayı yüzüne tuttuğunda; ırk, sınıf, kimlik değil, Ali ahlakı görünüyorsa, yol üzerindedir.

Bu yüzden “Bize de yetiş yâ Ali” nidası, tarihsel bir kişiye değil, Ali’de cisimleşen Hak adaletine yakarıştır.

7. Alisiz Alevilik – Sünnilik – Hıristiyanlık – Musevilik tartışması

Aslında dört büyük gelenek arasındaki derin bir bağı işaret ediyor:

1. Musevilik: Adalet ve ahit vurgusu; Musa’nın zulme karşı Firavun’a yürüyüşü.

2. Hıristiyanlık: Merhamet, çarmıh, fedakârlık; zulme karşı pasif direniş hattı.

3. Sünnilik: Şeriat, fıkıh, zahir merkezli bir düzen arayışı.

4. Alevilik: Tevhid ile adaleti, batın ile zahiri; Ehl-i Beyt sevgisiyle birlikte okumaya çalışan irfani çizgi.

Alevi-Bektaşi perspektiften bakıldığında, bu dört hattın ortak paydası ilahi adalet ve rahmettir. İşte Hz. Ali bu müşterek hattın İslam içindeki en kesif tecellisi olarak görülür:

Musa’nın asâsı adalet ise, Ali’nin Zülfikâr’ı da adalettir.

İsa’nın merhamet dili, Ali’nin mazlumu koruyan tavrıyla buluşur.

Sünni gelenekte dört halife söylemi içinde yer alan Ali; Alevi-Bektaşi irfanında bu siyasî şemanın dışına taşarak “velayet ekseni”nin tek adı haline gelir.[1],[5]

Dolayısıyla:

> “Alisiz Alevilik olmaz” cümlesi, aynı zamanda “Alisiz tevhid, adaletsiz dindir” demektir.

8. Çağdaş bir nefes: “Muhammed Ali Yolu”

Aşağıdaki nefes, bu makalede çizilen teorik çerçevenin şiir diline dökülmüş hâli olarak okunabilir. Mahlasınla yazıldı; “Muhammed Ali Yolu” başlığının kalbidir:

Muhammed Ali Yolu — Özgür Dede

Bir nokta düştü göğün bağrına ilkin

Elif oldu, Be’ye durdu sırra yakın

Âdem’den bu yana çağıran o sesin

Adı tevhid, yüzü Muhammed Ali’dir

Kırklar meydanında nurdan bir halka var

Söz Hak’tan iner, gönülde yankılanır

Zincir kırılır, mazlumlar kanatlanır

Kılıç adalet, eli Muhammed Ali’dir

Kangı kitap susar zulmün önünde

Hangi din susuzdur Kerbelâ çölünde

Yetim feryadının yankısı gönlümde

Dâvâ Hüseynî, dâvâ Muhammed Ali’dir

Yüzümü sürdüm bu yolun toprağına

Nefsimin zindanını vurdum kayağa

Dört kitabın sırrı indi dünyaya

Yüz yirmi dört bin dilde Muhammed Ali’dir

Abdal Yesari meydana geldim

Eline, beline, diline geldim

İkrar verdim, bu yola kendimi verdim

Hak kapım, pirim, yolum Muhammed Ali’dir

9. Sonuç: “Bize de yetiş yâ Ali”

Alevi-Bektaşi irfanında Hz. Ali:

1. Tevhidin somut yüzüdür: Allah sevgisini adalet, cesaret ve merhametle birleştirir.

2. Velayet zincirinin serçeşmesidir: Dede, pir, mürşit silsilesi Ali’ye açılan birer kapı olarak görülür.

3. Mazlumun davasının sahibidir: Kerbelâ’dan bugüne tüm zulüm tecrübeleri Ali çizgisinde okunur.

4. İnsan-ı kâmil modelidir: “Aynayı tuttum yüzüme, Ali göründü gözüme” dizesi, bu modeli tek mısrada özetler.

“Bize de yetiş yâ Ali” nidası, bu yüzden tarihsel bir figüre değil, Ali’de cisimleşen ilahi adalet ve velayet nuruna çağrıdır.

Alisiz Alevilik, aslında Ali’siz vicdan, Ali’siz adalet ve Ali’siz irfan demektir.

Bu yüzden Alevi-Bektaşi ozanları yüzyıllar boyunca aynı cümleyi farklı dillerle tekrar etmişlerdir:

> “Hak kapımız, pirimiz, yolumuz Muhammed Ali’dir.”

Mehmet Özgür Ersan Abdal Yesari

Dipnotlar

[1] “Alevism” maddesi, özellikle inançlar bölümünde Allah–Muhammed–Ali birlikteliği ve bunun teslis değil, Hak–Muhammed–Ali doktrini olarak anlaşılması.

[2] Zeynep Oktay, “Historicising Alevism: The Evolution of Abdal and Bektashi …”, özellikle “Muhammad-ʿAlī” doktrinine dair bölüm.

[3] Seyit Avcı vd., “Ben İlim Şehriyim Ali de Onun Kapısıdır Hadisi Üzerine”, Marife ve benzeri çalışmalar; hadis isnadı ve tasavvuf tarihindeki etkisi.

[4] Çeşitli makalelerde Pir Sultan Abdal’ın şiirlerinde Hz. Ali, Ehl-i Beyt ve Kerbelâ temasına dair analizler için bkz. Fırat Üniversitesi açık erişim tezi; ayrıca G. Özdemir, “Pir Sultan’ın deyişlerinde animizm ve İslamiyet”.

[5] Rıdvan Efe Başaran, “Alevî Yazılı Metinlerinde Allah Tasavvuru”, özellikle Hz. Ali’ye atfedilen yaratıcılık niteliklerinin tevhid çerçevesinde yorumu.

[6] “Hakk Muhammed Ali Dedim – Şah Hatayi Şiirinde Estetik Bir Dinamik Olarak Niyaz ve Kaynakları” başlıklı çalışma ve Şah Hatayi biyografi yazıları; “Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz” nefesinin analizi.

[7] M. Sivri, “Şah İsmail Hatayi ve Pir Sultan Abdal Deyiş ve Nefeslerinde Kozmogoni Mitleri ve Kırklar Meclisi”, Alevi-Bektaşi kozmogonisi ve Kırklar anlatısı için.

[8] Çeşitli akademik çalışmalar: Pir Sultan Abdal’ın şiirlerinde Hz. Ali’nin âlemin özü, animistik bir merkez olarak tasviri; Alevi-Bektaşi inanç yapısıyla ilişkisi.

[9] Kul Himmet’in şiirleri üzerine H. Vural’ın makalesi ve Kul Himmet yüksek lisans tezi; “Allah medet yâ Muhammed yâ Ali” gibi dizelerin dokümantasyonu.

[10] “Aynayı Tuttum Yüzüme Ali Göründü Gözüme” nefesinin Hilmi Dede’ye atfı ve Muzaffer Ozak icrası hakkında çeşitli kayıtlar ve açıklamalar.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.