Yeni Suriye, hem Suriye halkına hem de bölgeye Arap Baharı’nın daha önce sahnelendiği Tunus, Mısır, Libya ve Yemen’den farklı bir şey vaat etmiyor.
On binlerce askeri olan Suriye ordusu 27 Kasım’da uçaklarını ve helikopterlerini dahi yerde bırakıp buharlaşırken, Suriye Başbakanı Muhammed Celali ve Başkan Yardımcısı Faysal Mikdad 8 Aralık’ta tüm dünyanın terör listesindeki HTŞ’nin lideriyle geçiş hükümeti için müzakere yapıyordu.[1]
Bu, ‘Arap Baharı’ oyunun son perdesiydi.
Peki ABD liderliğindeki bir uluslararası koalisyonun dayattığı vekalet savaşına 12 yıl direnen Suriye devleti, neden 12 gün içinde Arap Baharı’na teslim oldu?[2]
Bu soruya cevap oluşturabilecek iki senaryo söz konusu.
Birinci senaryoya göre uzun yıllardır uluslararası ambargo altında bulunan Suriye devleti, ekonomik olarak çökmüş ve bu da bürokraside savaş yorgunluğu yaratmıştı.
Dolayısıyla Suriye devletinin sivil ve askeri bürokratları geleceğin mevcut durumdan daha iyi olacağını düşündü ve teslim oldu.
İkinci senaryoya göre Suriye’nin üst düzey bürokrasisi, kimi bölgesel ve uluslararası taraflarla gizli bir anlaşma yaptı.
Bu, mevcut Suriye bürokrasisinin yeni yönetime ortak edilmesini öngören bir anlaşmaydı ve anlaşmanın Suriye dışındaki tarafları, Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in yurtdışında olduğu bir sırada operasyon talimatını verdi, Suriyeli taraflar ise ülkeyi teslim etti.
Suriye devletinin çöküşünün hızlı ve yumuşak olması, her iki senaryonun da doğru olabileceğini düşündürüyor.
Zira ekonomik çöküntü ve savaş yorgunluğu senaryosu, ‘gizli anlaşma’ senaryosunun sebebini; gizli anlaşma senaryosu da çöküşün neden hızlı ve yumuşak gerçekleştiğini açıklıyor.
Yeni Suriye, hem Suriye halkına hem de bölgeye Arap Baharı’nın daha önce sahnelendiği Tunus, Mısır, Libya ve Yemen’den farklı bir şey vaat etmiyor.
“Halk rejimin devrilmesini istiyor” Arap Baharı devrimlerinin ortak sloganıydı. Çok genel bir kabule göre halkın rejimin devrilmesini istemesinin sebebi şuydu:
Bu ülkeler diktatörlüklerle yönetiliyordu. Dolayısıyla da halk demokrasi, sivil bir yönetim, adalet, refah, güvenlik ve onurlu bir hayat için mevcut rejimlerin devrilmesini istiyordu.
8 Aralık’ta Suriye’de yönetimi ele geçiren örgütler, şimdiye kadar demokrasiyi ne talep etti ne vaat etti ve ne de hakimiyet kurduğu İdlib’de demokratik bir yönetim kurdu.
Dolayısıyla yeni Suriye’nin Suriyelilere Mısır, Tunus, Libya ve Yemen’den daha ileri bir demokrasi vaat etmediği açık.
Ancak yeni Suriye’nin Şam’ı ele geçiren üç beş bin silahlı militan tarafından değil, 12 yıl boyunca onları kullananlar tarafından kurulacağı da bir gerçek.
2003’te sarıklı el-Kaide militanı, 2012’de sarıklı IŞİD komutanı, 2013’te Eymen Zevahiri’nin sarıklı askeri[3] olan Colani’nin kravatı sadece bir imajdan ibaret değil.
Çünkü Sarıklı Colani’nin Suriye’yi götürmek istediği yön ile kravatlı Colani’nin Suriye’yi götüreceği yönün aynı olmayacağı açık.
Kravat, hem onu Colani’nin boynuna takanların yeni Suriye’yi hangi yöne götürdüğünü hem de onun bu istikameti benimsediğini gösteren çok önemli bir sembol.
Arap Baharı devrimcilerinin, özelde ise İslamcıların ideolojileri ve siyasal idealleri yoktu, sloganları ve iktidar hevesleri vardı.
Onlar, İktidara gelmek için ve iktidarlarını korumak için her türlü değerlerini feda edebiliyorlar.
İdeolojiye değil sadece sloganlara sahip oldukları için aslında kavramsal değer bile üretemeiyorlar.
1960’lı, 1970’li yıllarda sorunlu dahi olsa fikir adamları veya ideologları vardı. Ancak şimdi fikir adamları yok, propagandistleri ve provokatörleri var.
Batılı düşünce kuruluşlarında bunları anlamak ve kullanmak için yazılan raporların sayısı, bunların yazdığı kitapların sayfa sayısından fazla.
Bunların fikri eleştirileri yok, tehditleri ve hakaretleri var. Mantıksal ve nesnel argümanları yok kuruntuları ve fantezileri var. Tezleri veya anti tezleri yok sloganları var. Akıları ve duyguları yok, öfkeleri ve nefretleri var.
75 yıllık Filistin sorununa dair değil çözüm önerileri, durum tespitleri bile yok. Bir buçuk yıldır süren Gazze soykırımına karşı değil eylemleri, siyasal tavırları bile yok.
Siyasal idealleri, değil sadece iktidar hevesleri olduğu için bölgenin en kullanışlı araçları İslamcılarşu an zahiren yeni Suriye’nin kurucu aktörü.
Görünürdeki aktör ile ona taktığı kravatla arkasından sürükleyen patronların açıklamalarına ve pratiklerine bakarak yeni Suriye’nin geleceğine dair tahminler yapılabilir.
Yeni Suriye, Arap Baharı devriminin eseri olacağı için onu kendinden önce bu devrimi yaşayan Tunus, Mısır, Libya ve Yemen’den daha farklı bir kader beklemiyor.
Bu yazıda Suriye’de kurulması muhtemel yeni siyasal rejime veya Suriye halkının siyasal hayatının nasıl şekillenebileceğine değinilmeyecek. Yeni Suriye’nin muhtemel devlet yapısına, jeopolitik yönüne ve rolüne dair tahminler yapılacak.
Eski Suriye üniter bir devletti, ideolojik olarak ulusalcılık, ekonomik yapıda kamuculuk ve jeopolitik yön olarak da bağımsızlık bu devletin asli sütunlarıydı.
ABD’nin en Siyonist dışişleri bakanlarından Henry Kissinger, Arapların İsrail’le herhangi bir muhtemel savaşında iki ülkenin belirleyiciliğine dikkat çekmiş ve “Mısırsız savaş, Suriyesiz barış olmaz” diyerek Suriye’nin jeopolitik rolünün önemine dikkat çekmişti.
Yeni Suriye’nin devlet yapısı, siyasal rejimi ve jeopolitik rolü, yeni bölgesel ve uluslararası ‘müttefiklerinin’ uzlaşmasına veya çatışmasına göre şekillenecek.
Yeni Suriye, şu an Colani’nin başına koyduğu ödülü kaldıran Amerika’nın desteğini almış gözükse de Washington her konuda Şam’ın yeni patronları olarak gözüken Türkiye ve Katar gibi düşünmüyor.
Ayrıca Muhammed Mursi tecrübesinin gösterdiği gibi yeni siyasal rejim konusunda Türkiye, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri zıt taraflarda yer alıyor.
Bunların tümünün Amerikan müttefiki ve İsrail dostu olması da bu gerçekliği değiştirmiyor.
Devletin yapısı bakımından yeni Suriye’yi bekleyen üç muhtemel gelecek var: 2011 öncesinin üniter devleti, federasyon ve bölünme.
İsrail rejiminin tarihinin hiçbir döneminde 8 Aralık’taki kadar büyük bir stratejik armağan almadığı doğru; ancak bunun kalıcı olabilmesi, yeni Suriye’nin tekrar üniter bir devlete dönüşmemesine bağlı.
En fazla istikrarsızlık ve dışa bağımlılık üretebilecek bölünme ve federasyon formülü, Amerika ve İsrail rejimleri tarafından desteklenebilir.
Bölge stratejisini İsrail liderliğinde bir bölgesel düzen kurmak olarak belirleyen Amerika, şu an Fırat’ın doğusunda hakim bulunuyor ve buranın 2011 öncesindeki şartlarda Şam’a bağlı olmasına sıcak bakmıyor.
Dolayısıyla devletin fiziksel yapısı bakımından yeni Suriye’nin şu anki Libya, Yemen veya Sudan’ın akıbetine uğraması ihtimal dahilinde.
Yeni Suriye’nin yeni siyasal rejimi ise Amerika’nın bölgedeki müttefikleri olan Suudi Arabistan, Emirlikler, Katar ve Türkiye’nin uzlaşmasına bağlı.
Türkiye ve Katar, yeni Suriye’de İhvancı bir yönetim kurmak istiyor olabilir. Ancak Suudiler ve Emirlikler, İhvancı bir rejimi Direniş Ekseni gibi mezhebi argümanlarla kolayca yalnızlaştırılabilecekleri bir tehdit olarak görmüyor.
Dolayısıyla Suudi ekseninin belirleyici olabileceği yeni Suriye’de tıpkı Mısır’da olduğu gibi eski sistem yeni aktörlerle güncellenebilir.
Eski Suriye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Faruk Şara’nın yeni başlayan siyasi sürece dahil edilmesi bu açıdan oldukça dikkat çekici bir gelişme.[4]
Yeni Suriye’nin hem yerel hem de bölgesel kurucuları Şam’ın İsrail’e değil, Direniş Ekseni’ne karşı bir jeopolitik rol üstlenmesinden yana olduğunu gösteriyor.
Colani’nin “İsrail’in artık Suriye’yi işgal etmesine gerek yok, Hizbullah ve İran tehdidi sona erdi”[5] sözü, bu arzunun en açık ifadesi oldu.
Yeni Suriye’nin İsrail’e değil Direniş Ekseni’ne düşman olacağını ilan eden bu söz, İsrail açısından Şam’la ilişkilerin normalleştirilmesi kadar değerli.
Çünkü bu söz söylendiğinde İsrail rejimi Suriye ordusunun bütün askeri altyapısını yok etmiş ve Suriye’de Gazze’nin tamamından daha büyük bir alanı işgal etmişti.
İsrail’e bu stratejik kazanımları armağan eden Suriye devriminin İran ve Direniş Ekseni açsından ağır bir yenilgi olduğundan kuşku yok.
Kimi analistlere göre yeni Suriye’nin düşman kampa geçmiş olmasıyla birlikte İran’ın Lübnan ve Filistin direnişi ile lojistik ikmal köprüsü çökmüş oldu ve Direniş Ekseni telafisi imkansız bir stratejik yenilgiye uğradı.
Yeni Suriye’deki mevcut şartlar, açıklamalar ve irade bu yorumu destekliyor gibi gözükse de gerçekçi değil.
Zira stratejik yenilgi bütün bir stratejinin yeni politikalarla asla geri getirilemeyecek şekilde çöktüğünü ifade eden bir kavram.
Suriye’nin tarihsel rolünün sona ermesinin Direniş Ekseni açsından ağır bir kayıp olduğu doğru; ancak bu bir stratejik yenilgi değil.
8 Aralık’ın Direniş Ekseni açısından neden bir stratejik yenilgi sayılamayacağının anlaşılması için Direniş Ekseni’nin stratejisinin ne olduğunu hatırlamak gerekiyor.
Direniş Ekseni’nin stratejisi, Amerika’yı ve İsrail’i bir savaşla yok etmek değil, Amerika ve İsrail’in bölgedeki yayılmacılığını durdurmaktı. Eksen zaten adını da stratejisinden almıştı.
Direniş Ekseni’nin bu stratejisini hayata geçirmek için seçtiği politika, topyekun savaş açmak değil Amerika ve İsrail’e karşı uzun vadeli bir yıpratma savaşı sürdürmekti.
Camp David düzenine teslim olmayan, Lübnan ve Filistin direnişine eğitim ve lojistik desteği sağlayan Suriye, bu politikanın en önemli uygulayıcılarından biriydi.
Suriye’nin bu tarihsel rolünün eksilmesi Direniş Ekseni açsından elbette büyük bir kayıp; ancak bu Amerika ve İsrail’in bölgedeki yayılmacılığının engellenmesini imkansız hale getirmedi.
Direniş Ekseni ile koordine etmeden Aksa Tufanı operasyonunu yapan Filistin direnişi, 7 Ekim’de topyekun bir savaş başlatarak Direniş Ekseni’nin stratejisine aslında çok daha büyük bir zarar vermişti.
Çünkü bu Direniş Ekseni’ni uzak durmaya çalıştığı topyekun savaşla karşı karşıya bırakabilecek bir adımdı.
Halbuki Direniş Ekseni, İsrail’le topyekun bir savaşın tüm dünyayla savaşa girmek anlamına geldiğini ve böyle bir savaşta İslam dünyasının karşı safta yer alacağını bildiği için uzun vadeli bir yıpratma savaşı politikası izliyordu.
Direniş Ekseni, stratejisine ve politikasına zarar vermesine rağmen Filistin direnişini suçlamadı, yalnız bırakmadı ve yıpratma savaşı politikasını değiştirmeyerek stratejisini sürdürdü.
Suriye’nin düşmesi, Direniş Ekseni’nin elinden yıpratma savaşı silahını alan ve ABD ve İsrail’in bölgesel yayılmacılığını durdurmayı imkansız hale getiren bir kayıp değil. Bu yüzden de stratejik bir yenilgi değil.
Öte yandan belirsizliğin hakim olduğu yeni Suriye, tek tek tüm bölgesel ve uluslararası aktörler için hem yeni tehditler hem de yeni fırsatlar sunuyor.
Direniş Ekseni, İsrail rejimiyle ilişkileri bulunan bölgedeki tüm Amerikan müttefikleri için bir tehdit olarak görülüyor olabilir. Ancak bu durum onların kendi iç çelişkilerinin Direniş Ekseni için yeni fırsatlar yaratabildiği gerçeğini değiştirmiyor.
Amerika’nın Afganistan’ı ve Irak’ı işgal etmesi, 2002’de İran için varoluşsal bir tehditti. Suriye ordusunun 2005’te Lübnan’dan çıkarılması ve 2006 Temmuz savaşı Hizbullah için varoluşsal bir tehditti.
Ali Abdullah Salih’in 1990’lardan beri Suudilerin desteğiyle Sada kentine yaptığı savaşlar, Ensarullah Hareketi için varoluşsal bir tehditti.
Bu tehditler, süreç içerisinde kullanmasını bilene yeni fırsatlar yarattı. Amerika Afganistan ve Irak’tan zelil bir şekilde çekildi; İsrail aşağılayıcı bir hezimet yaşadı. Ali Abdullah Salih Suudiler tarafından cumhurbaşkanlığından alındı ve Ensarullah tarafından ortadan kaldırıldı.
Bölge ülkelerinin İsrail rejimiyle ilişkilerini normalleştirmesi, Direniş Ekseni açısından Suriye’nin kaybından çok daha büyük bir tehdit. Ancak Direniş Ekseni’nin varlığını anlamlı kılan da zaten bu tehditlerin varlığı değil mi?
Direniş Ekseni, ABD ve İsrail’in tüm tehditlerini ortadan kaldırabilecek kadar kalabalık ve güçlü olsa adı direniş değil, imha ekseni olurdu.
[1] VOA, 9 Aralık 2024, Esat rejiminin devrilmesi sonrasında Suriye’de yeni hafta: Geçiş hükümeti çalışmaları başladı
[2] YDH, 21 Aralık 2024, Suriye’nin düşmesinin perde arkası: Suriye ordusu neden savaşmadı, Putin ne önerdi? İran ve Hizbullah ne yaptı?
[3] YDH, 9 Kasım 2013, IŞİD’i ilga eden Zevahiri mi el-Cezire mi?
[4] YDH, 23 Aralık 2024, Beşşar Esed’in eski yardımcısı siyasi arenaya geri dönüyor
[5] YDH, 16 aralık 2024, Colani: İsrail’in artık Suriye’yi işgal etmesine gerek yok, Hizbullah ve İran tehdit sona erdi Yazarın Diğer Yazıları 07 Kasım 2025 – Sömürgecilikte son aşama: Vekalet modeli 04 Ağustos 2025 – MİT Akademisine rapor hazırlama dersleri 24 Haziran 2025 – İsrail-İran savaşında ateşkesin ispat ettiği iki gerçek 02 Mayıs 2025 – Direnişin dolandırıcılıkla imtihanı 11 Nisan 2025 – İran’da devlet-hükümet çelişkisi ve ABD ile görüşme 12 Mart 2025 – Mazlum Abdi-Colani anlaşması ve ‘Davud Koridoru’ 09 Aralık 2024 – Suriye’de hızlı çöküş ve muhtemel senaryolar 28 Kasım 2024 – 27 Kasım kimin zaferi kimin hezimeti? 09 Ekim 2024 – Hizbullah ve ateşkes 30 Eylul 2024 – Kapsamlı savaş denklemi ve İran’ın ikilemi 22 Eylul 2024 – Hizbullah’ın yeni denklemi ‘açık hesap’ 01 Eylul 2024 – Erbain operasyonu, İsrail yemi ve kümes ahalisi 11 Ağustos 2024 – İran’la İsrail’in ‘danışıklı dövüşü’ 03 Ağustos 2024 – İran ve Hizbullah’ın cevabı sonrası yeni aşama ne anlama geliyor 09 Temmuz 2024 – Hizbullah’a horozlanan Sisifos’un maceraları 15 Haziran 2024 – Entebbe’den Nuseyrat’a İsrail’in eşsiz operasyonları 04 Haziran 2024 – Biden’ın “Hamas ve İran’a zafer armağan eden” planı 18 Nisan 2024 – İsrail ve saray soytarılarının ‘Demir Duvar’ kaygısı 14 Nisan 2024 – İran’dan İsrail’e misillemeden büyük, kapsamlı savaştan küçük ceza 09 Nisan 2024 – İsrail’in Gazze’den çekilme kararı 19 Mart 2024 – Aaron Bushnell, Jonathan Greenblatt ve Amerikan maskaralığı 29 Şubat 2024 – İsrail yenilirse bölge ülkeleri de yenilecek 13 Şubat 2024 – Yüzyılın soykırımını taçlandıracak tehcir için Amerika-Arap-İsrail koalisyonu 28 Ocak 2024 – Hizbullah ile İsrail arasında denklemler savaşı 19 Ocak 2024 – İsrail’in planının ‘üçüncü aşaması’ mı? Direniş’in zaferinin ‘birinci aşaması’ mı? 29 Aralık 2023 – İsrail, Arafat’la değil Sinvar’la savaştığını öğreniyor 29 Kasım 2023 – Direniş Ekseni ve Gazze savaşının yönetimi 31 Ekim 2023 – Aksa Tufanı ve Direniş Ekseni 31 Aralık 2022 – Hibrid savaşın askerleri, şarlatanları ve kurbanları 30 Kasım 2022 – Kasımlo’un yolu 01 Kasım 2022 – Dünyanın bütün lümpenlerini birleştirme sanatı 05 Ekim 2022 – Liberal ‘özgürlükçülük’, İran ve ‘zorunlu hicab’ tartışması 05 Ağustos 2022 – Mukteda Sadr tipi devrim: İç savaş gösterip darbeye razı etmek 14 Mart 2022 – Erbil’den mesaj: “Şehit Süleymani, General Süleymani’den” daha tehlikeli 09 Ekim 2021 – İşte İlham Aliyev’in “İsrail burada nerede?” sorusunun cevabı 24 Ağustos 2021 – Yorgunların uzlaşmasıyla doğan Taliban emirliği 03 Ağustos 2021 – Yeni bölgesel denklem ihtiyacı 05 Temmuz 2021 – ‘Nakba’ Filistin’in toprak kaybetmesi değil, direniş bilincini kaybetmesidir 21 Haziran 2021 – İran’da neden yeni bir dönem 17 Haziran 2021 – İhvancıların direniş tiyatrosu 18 Mayıs 2021 – ‘Ümmetin liderlik’ ve Filistin’in silah sorunu 27 Mart 2021 – İdlib mi Fırat’ın doğusu mu? 14 Mart 2021 – Suriye krizi onuncu yılına girerken 09 Ağustos 2020 – Yozlaşmış düzenler, lümpen devrimler 10 Şubat 2020 – Suriye hevesleri ve İdlib kaygıları arasında tercih zorunluluğu 10 Ocak 2020 – Direniş’in Zulfikar’ı 08 Aralık 2019 – Amerikan jokerleri 18 Ekim 2019 – Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet 11 Temmuz 2019 – İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 22 Mayıs 2019 – İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 02 Mart 2019 – Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 29 Ocak 2019 – Adana mutabakatı, Türkiye’nin ‘berat belgesi’ 26 Aralık 2018 – Sahi kim Kürt düşmanı? 17 Aralık 2018 – Suudi makamında Yemen ağıtları 25 Kasım 2018 – Yemen savaşı biter mi? 04 Kasım 2018 – ‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 29 Ekim 2018 – Bir acayip zirve 30 Eylul 2018 – Netanyahu’yu kim işletti? 23 Eylul 2018 – Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 15 Eylul 2018 – Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 02 Haziran 2018 – İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 20 Mayıs 2018 – Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 03 Mayıs 2018 – Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 26 Şubat 2018 – ‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü 12 Şubat 2018 – İsrail’in ‘panik atak’ sorunu 04 Şubat 2018 – Meğer İran halkı ne istiyormuş? 21 Ocak 2018 – Amerika’nın yeni Suriye stratejisi ve Türkiye’nin safı 01 Ocak 2018 – İran’a dair iki tasvir 18 Aralık 2017 – Filistin-İsrail sorununda dördüncü aşama 07 Aralık 2017 – İran’ın en büyük şansı Suudiler 22 Kasım 2017 – Lübnan’da ava giderken av olmak 06 Kasım 2017 – Suudi-İsrail ekseni için yeni umut 22 Ekim 2017 – Dejavu, bağımsız Kürdistan macerası 03 Ekim 2017 – Kürdistan referandumu, hangi mağduriyet, hangi meşruiyet? 17 Eylul 2017 – Kürdistan için iki senaryo, Barzani için iki muhtemel gelecek 30 Ağustos 2017 – Hizbullah’ın ikinci stratejik zaferi 13 Ağustos 2017 – Omletten yumurta yapma sanatı 30 Temmuz 2017 – ‘Fiili durumlar’ diyarında bağımsız Kürdistan kumarı 09 Temmuz 2017 – Şerif’in Çar’la anlaşması 21 Haziran 2017 – Zulfikar’ın anlattıkları 22 Mayıs 2017 – 350 milyar dolarlık hayal ticareti Ortadoğu NATO’su 07 Mayıs 2017 – Hamas’ın ‘devekuşu’ vizyonu 30 Nisan 2017 – Suriye’de yeni süreç başlarken Türkiye’nin lisanı ve lisan-ı hali 09 Nisan 2017 – Suriye saldırısı, ‘Yeni Şerifin’ ödül avcılarına züğürt tesellisi 26 Mart 2017 – Şam ve Hama saldırısı Türkiye’nin Astana rolüne Suudi çelmesi 05 Mart 2017 – Ankara, ‘yapı söküm stratejisinin’ aracı mı olmak istiyor? 19 Şubat 2017 – Türkiye’nin ‘Suriye’nin toprak bütünlüğü’ macerası 30 Ocak 2017 – ÖSO iç savaşından, Fetih Ordusu iç savaşına 22 Ocak 2017 – Astana konferansı, yeni ‘oyun düzeninin’ ilk tatbikatı 03 Ocak 2017 – Türkiye, Rusya İran ortaklığı ve Suriye’de artan çözüm şansı 18 Aralık 2016 – Türkiye’nin ‘dolaylı ortaklığı’ ve Halep’in ‘düşmesi’ 04 Aralık 2016 – Irak’a dair gerçekler ve Musul’a dair senaryolar 27 Kasım 2016 – Fırat Kalkanı kimin kalkanı? 13 Kasım 2016 – Mişel Aun, Suudilerin can simidi olabilir 30 Ekim 2016 – Yeni Lübnan 23 Ekim 2016 – Başkanlığa giden yolun Musul’dan geçme ihtimalini sevdim 11 Eylul 2016 – ‘El’ ile ‘eldiven’ ilişkisinde yeni sayfa 29 Ağustos 2016 – Cerablus müdahalesi 21 Ağustos 2016 – Ankara-Şam stratejik ilişkileri için ilk adım ‘modus vivendi’ 08 Ağustos 2016 – Yeni Osmanlı aklından Türkiye Cumhuriyeti aklına dönüş 25 Temmuz 2016 – Dış politika dinamikleri açısından 15 Temmuz darbe girişimi 11 Temmuz 2016 – Suriye krizinde değişmekte olan çözüm bağlamı ve Türkiye 19 Haziran 2016 – Ankara, Rusya ve Mısır’a ne söylüyor? 12 Haziran 2016 – Mehter tempolu politika ve Suriye sınırında jeopolitik tehlike 29 Mayıs 2016 – Sykes-Picot’dan, Kerry-Lavrov’a 22 Mayıs 2016 – Cenevre-3 ruhuna dönüş, Suudilerin hüsranı 08 Mayıs 2016 – Cenevre-3’ün Cenevre-2’ye direnişi 01 Mayıs 2016 – Irak’ta teknokrat kabine operasyonu 24 Nisan 2016 – Suudi ittifakının Cenevre’deki ‘altın vuruşu’ 17 Nisan 2016 – Suudi işbirliği örgütü 10 Nisan 2016 – Irak’ta mevcut rejime teknokrat makyajı 27 Mart 2016 – Arap Birliği’nde Suudi İsrail dönemi 17 Mart 2016 – Rus sürprizi 06 Mart 2016 – Suudilerin yeni hevesi Lübnan cephesi 28 Şubat 2016 – Türkiye’yi cezalandırma tehdidi olarak ‘B planı’ 14 Şubat 2016 – ‘Sünni azı dişinin’ ikinci Suriye sınavı 07 Şubat 2016 – Türkiye ve Suudiler kaygılarında neden haklı? 24 Ocak 2016 – Suudilerin Hizbullah’a armağanı 17 Ocak 2016 – Ankara’nın Sisi şakası ve Suudi ciddiyeti 10 Ocak 2016 – Dosta umut, düşmana kaygı vermeyen Yeni Osmanlı-Vehhabi ittifakı 03 Ocak 2016 – İhvan’a niyet Şeyh Nimr’e kısmet, Suudi demir yumruğu 28 Aralık 2015 – İsrail ile fabrika ayarlarına dönüş 20 Aralık 2015 – Suriye için şafak vakti 06 Aralık 2015 – ‘IŞİD’in üzmeyeceği müttefiklerle’ Musul’u fethe çıkmak 29 Kasım 2015 – Rus uçağının düşürülmesi: Dejavu 22 Kasım 2015 – Viyana, ‘Dostlar’ için ‘onurlu çıkış’ fırsatı 08 Kasım 2015 – Körfez’in ‘Medine-yi Fazıla’sı 01 Kasım 2015 – Viyana bildirisi ve ABD’nin Suriye’ye dönme şansı 25 Ekim 2015 – ABD Suriye’den neden çekiliyor? 18 Ekim 2015 – ‘Onurlu ve vatansever muhalif’ ihtiyacı ve Suriye Demokrat Ordusu 04 Ekim 2015 – ‘7 ülke’nin 4+1’e direnişi 27 Eylul 2015 – ‘4+1 ittifakı’ ve ABD’nin Suriye soğuk savaşını bitirme iradesi 20 Eylul 2015 – Suriye’de 2011 öncesine dönüşün ilk virajı 13 Eylul 2015 – Irak’ta değişen sebeplere rağmen değişmeyen sonuç 30 Ağustos 2015 – Lübnan neden ‘pis kokuyor’ 24 Ağustos 2015 – Nükleer anlaşma ve Filistin’de farklılaşan roller 16 Ağustos 2015 – Irak, radikal değişimin eşiğinde 11 Ağustos 2015 – Suriye’de siyasi çözüm yahut devletçikler arası savaş 02 Ağustos 2015 – Suriye’de gerçek bir siyasi çözüme doğru 26 Temmuz 2015 – Ankara’yı çok taraflı savaşa götüren sürecin öyküsü 19 Temmuz 2015 – Viyana anlaşması ve değişim imkanı 13 Temmuz 2015 – Amerika’yı Suriye’de renk körlüğüne zorlamak 06 Temmuz 2015 – Suriye için ‘yapı söküm’ stratejisi 30 Haziran 2015 – ABD’ye kapris yaparken Rusya’dan tokat yemek 22 Haziran 2015 – PYD’ye ‘üst akıl’ icat eden Ankara’nın ‘mefluç aklı’ 14 Haziran 2015 – Suriye’de Alevi darbesi senaryosu 31 Mayıs 2015 – Salman koalisyonu ve Suriye için felaket senaryosu 24 Mayıs 2015 – IŞİD’e karşı ‘taktik başarısızlık’ mı yanlış strateji mi? 17 Mayıs 2015 – Obama’ya Bush doktrini dayatmak 10 Mayıs 2015 – Suudilerin Yemen ve Suriye’deki oyun kuruculuğu 03 Mayıs 2015 – Sudeyri darbesi ve ‘Yeni Suudi Arabistan’ 26 Nisan 2015 – Suudiler ile Erdoğan’dan İran’a Yemen hediyesi 19 Nisan 2015 – Barzani’nin bağımsızlık kumarı 12 Nisan 2015 – Tahran’da Suudi sırtına saplanan ‘Yeni Osmanlı’ hançeri 05 Nisan 2015 – Nükleer anlaşma, kazananlar, kaybedenler ve kardan zarar edenler 29 Mart 2015 – Yemen saldırısı bir Arap kararı mı? 22 Mart 2015 – Tıkrit operasyonu neden durdu? 15 Mart 2015 – 5. yılında Suriye isyanının 2 sayfalık özeti 08 Mart 2015 – Irak Davutoğlu’nu dinlerse Musul’u kim kurtaracak 01 Mart 2015 – Sykes-Picot, Camp David ve Arap Baharı 22 Şubat 2015 – Yemen satrancında blöf ve rest 15 Şubat 2015 – Erdoğan’ın Filistin’i 08 Şubat 2015 – Yemen’de darbe mi oldu devrim mi? 01 Şubat 2015 – İsrail, Şeba’da caydırıcılığını kaybetti 23 Ocak 2015 – Suudi Arabistan’da yeniden Sudeyri dönemi 18 Ocak 2015 – Suudilerin Yemen rövanşı 11 Ocak 2015 – PKK’nın Kürdistan Bölgesi operasyonu 04 Ocak 2015 – Suudi krallığında torunlar dönemine doğru 28 Aralık 2014 – 2015: Bölgenin 2011 öncesine dönüşünün yılı 21 Aralık 2014 – Irak’ta Sünni federal bölge, yeni fırsatlar ve tehditler 14 Aralık 2014 – Rusya’nın Suriye planı ve Dostlar Grubu’nun seçenekleri 07 Aralık 2014 – Uluslar arası hipnoz koalisyonu 30 Kasım 2014 – Hac Kasım Nemesis 16 Kasım 2014 – De Mistura girişimi ve Suriye sorununun yerelleşme imkanı 09 Kasım 2014 – Yemen devrimcileri ve Arap Baharı devrimcileri 02 Kasım 2014 – Ensarullah ve Hizbullah 26 Ekim 2014 – Ankara’nın Kobani’deki ‘üst akıl’a sitemi 19 Ekim 2014 – Kobani direnişi ve Ankara’nın değersiz yalnızlığı 12 Ekim 2014 – ‘Dostlar’ın evrimi ve Ankara’nın direnişi 06 Ekim 2014 – Yerlilerin ‘düzeni’nden yabancıların ‘kurtarıcılığı’na 28 Eylul 2014 – ‘Dostlar Grubu’ndan ‘Terörle Mücadele Koalisyonu’na 21 Eylul 2014 – “Rehineler serbest; ama dış politika hala rehin” 14 Eylul 2014 – ‘Vizyoner diplomasi’, IŞİD yangını ve Cidde toplantısı 07 Eylul 2014 – ‘Vicdani boyutlu dış politika’ başarısının sırrı 31 Ağustos 2014 – ‘İslam Devleti’, Tahran-Riyad diyalogu ve Suriye’de siyasi çözüm imkanı 24 Ağustos 2014 – Ilımlılar Eksenin Gazze savaşı 17 Ağustos 2014 – Irak’ta yeni sürecin arka planı, Tahran ve Ankara’nın rolü 10 Ağustos 2014 – Sykes-Picot, Davutoğlu’nun düzen kuruculuğu ve IŞİD 03 Ağustos 2014 – Irak’ta ‘Sünni devrim’e niyet, ‘İslam Devleti’ne kısmet 19 Temmuz 2014 – Gazze’de kan kılıca galip 07 Temmuz 2014 – Irak’ın bölünmesi ve ‘Türkiye Birleşik Devletleri’ 22 Haziran 2014 – Deja vu: ‘Maliki mezhepçiliğine’ karşı ‘Sünni devrimi’ 13 Haziran 2014 – Irak’ın bölünmesi: ABD projesine Türk müteahhitliği 09 Haziran 2014 – Suriye seçimleri ve ABD’nin liderlik ‘parodisi’ 01 Haziran 2014 – ABD’nin ‘değişen Suriye tutumu’nun yönü 25 Mayıs 2014 – Kürdistan Bölgesi ile ‘parantez kapatmak’ 19 Mayıs 2014 – Riyad-Tahran savaşında yeni aşama 10 Mayıs 2014 – İç dinamiklere dayalı siyasi çözüm için Humus modeli 04 Mayıs 2014 – Mezhep çatışması mı çatışma mezhebi mi? 21 Nisan 2014 – Ordu olarak silahı sorgulanan Hizbullah’tan polis olmasını da istemek 13 Nisan 2014 – Irak’ta ‘normalleşmeye’ ve ‘belirsizliğe’ doğru 06 Nisan 2014 – Cenevre-3’e karşı ÖSO-3 31 Mart 2014 – Üç bölge lideri ve üç liderlik ruhu 23 Mart 2014 – Katar-Suudi gerilimi, ABD müdahalesi ve Suriye 16 Mart 2014 – Katar-Suudi kutuplaşması bölge için bir fırsat 09 Mart 2014 – Suudi terörist örgütler listesinin mesajları 02 Mart 2014 – Cenevre-3 için güney cephesi 23 Şubat 2014 – Katar’da örtülü darbe 16 Şubat 2014 – Cenevre-2: Müzakere mantıklarının savaşı 09 Şubat 2014 – Suudilerin ABD’nin Suriye tercihiyle sınavı 02 Şubat 2014 – Cenevre-2: Siyasi çözüme dair umutsuz bir dönüm noktası 26 Ocak 2014 – Cenevre-2: Devrim stratejisinde kırılma 19 Ocak 2014 – Cenevre-2: ‘Onurlu ve vatansever muhalif’ yaratma konferansı 12 Ocak 2014 – Irak’ta federalizm için mezhep kartı 05 Ocak 2014 – Sahi Suriye’de akan kandan kim sorumlu? 29 Aralık 2013 – Muhammed Şatah’tan Refik Hariri yaratmak 22 Aralık 2013 – Suriye baharında hazana doğru 15 Aralık 2013 – İslami Cephe’den ‘Uyanış Konseyi’ çıkma ihtimali ve Cenevre-2 08 Aralık 2013 – 22 Ocak ve Dostlar’ın ‘onurlu çıkış’ aşaması 01 Aralık 2013 – Ruhani’nin içeriye ve dışarıya 100. gün mesajı 24 Kasım 2013 – ‘İslami Cephe’ ve Suriye’deki vekalet savaşının geleceği 17 Kasım 2013 – Muhalefet cephesinde Cenevre hazırlığı 09 Kasım 2013 – IŞİD’i ilga eden Zevahiri mi el-Cezire mi? 05 Kasım 2013 – Dostlar’ın Suriye yenilgisi ve siyasi çözüm bilmecesi 27 Ekim 2013 – İran’ın nükleer programı ve çözüm için 3. fırsat 20 Ekim 2013 – Hasan Ruhani ve aşırılara karşı yurtta itidal, cihanda itidal 13 Ekim 2013 – Suriye’de yeni ittifaklar ve ABD’nin siyasi çözüm samimiyeti 06 Ekim 2013 – Kanla vicdanla kurduk biz bu planı 29 Eylul 2013 – Silahlı gruplar arası yeni kombinasyonlar ve Suriye’de erken hesaplaşma 22 Eylul 2013 – İran ve ABD arasında yeni bir sayfa ‘kahramanca esneklik’ 15 Eylul 2013 – Lavrov-Kerry anlaşması ve vekillerin hezimeti 08 Eylul 2013 – Suriye’de ‘siyasi çözüm için’ dış müdahale 01 Eylul 2013 – Suriye’yi belirsizlikten, bölgeyi savaştan, Obama’yı tuzaktan kurtaran manevra 25 Ağustos 2013 – 30 Haziran: Arap Baharı’nda hazan, Ankara’da ‘değerli yalnızlık’ sezonu 20 Ağustos 2013 – Ne kadar efsunkar imişsin ah ey didar-ı iktidar 11 Ağustos 2013 – Bahar rüyasından hazan gerçeğine 05 Ağustos 2013 – ABD’nin bölgeye “muhteşem dönüşü” 29 Temmuz 2013 – Model ülke hayalinden “gurur verici” yalnızlığa 23 Temmuz 2013 – AB kararı Hizbullah’ı nasıl etkiler 14 Temmuz 2013 – Mısır: Eskiyi güncellemek için yapılan devrimler ülkesi 08 Temmuz 2013 – 3 Temmuz devrim mi darbe mi 05 Temmuz 2013 – 27 Mayıs gibi başlayıp 28 Şubat gibi planlanan, 12 Eylül gibi sonuçlanan darbe 26 Haziran 2013 – Eski Katar’a yeni lokomotif 23 Haziran 2013 – ABD’nin ertelenen “aşırı İslamcı kaygısı” ve Suriye 09 Haziran 2013 – Seçimlerin eşiğinde İran siyasi manzarası 26 Mayıs 2013 – Hizbullah, Suriye oyununa niçin girdi? 19 Mayıs 2013 – Evet Suriye’de elde var sıfır 12 Mayıs 2013 – İran tarihinin en benzersiz seçimine doğru 05 Mayıs 2013 – Dostlar’ın Suriye devriminde İsrail’in joker rolü 28 Nisan 2013 – Suriye’de hassas süreçler ve kimyasal silah gündemi 21 Nisan 2013 – Suriye devriminin çekirdeği, finale doğru 14 Nisan 2013 – Türkiye İsrail ilişkileri, yeni aktörler, motivasyonlar ve çerçeveler 05 Nisan 2013 – Lübnan hükümet krizine Temmam Selam çözümü 24 Mart 2013 – İsviçre çakısı gibi bir kriz ve diplomatik zafer 17 Mart 2013 – ABD’nin siyasi çözümü ve Suriye ölçekli armageddon 05 Mart 2013 – Suriye’deki silahlı gruplar ve yeni kombinasyonlar 03 Mart 2013 – Suriye’de siyasi çözüme ABD’den silahlı destek 24 Şubat 2013 – Suriye’deki vekalet savaşında son aşama 17 Şubat 2013 – Ankara’nın zaafı, Kürdistan’ın petrolü, İsrail’in gazı 03 Şubat 2013 – İsrail’in Şam saldırısının stratejik hedefleri 27 Ocak 2013 – Türkiye İsrail ilişkilerinde ikinci bahara doğru 13 Ocak 2013 – “Merkez ülke” paradigmasının çöküşü 29 Aralık 2012 – Ahdar İbrahimi girişimi ve muhtemel sonuçlar 23 Aralık 2012 – Moskova’dan satış beklerken, Washington’un satışına gelme ihtimali 16 Aralık 2012 – Suriye politikası ve Ankara’nın arabesk romantizmi 09 Aralık 2012 – “Dostlar”ın “ahlaksız” ahlakçılığı, Rusya’nın “ahlaklı” çıkarcılığı 02 Aralık 2012 – Ankara’nın yeni muhafazakarları ve planlama mucizesi 24 Kasım 2012 – Siz adam öldürmeyi iyi bilirsiniz, biz şov yapmayı iyi biliriz 22 Kasım 2012 – Filistin direnişi; tarihi zafer, tarihi tuzak 11 Kasım 2012 – ABD’nin doğrudan liderliği ve Suriye’nin geleceği 03 Kasım 2012 – Ankara’nın, Washington’u liderliğe mecbur eden başarısızlığı 21 Ekim 2012 – Ankara’nın “devrimci” Suriye politikasında revizyon imkanı 17 Ekim 2012 – Suriye’deki vekalet savaşından “onurlu çıkış” 04 Ekim 2012 – Suriye özür dileyerek fiili tampon bölgeye teslim oldu 10 Eylul 2012 – Ankara’nın Suriye batağından çıkışı için son fırsat 20 Ağustos 2012 – Ankara’nın mülteci aşkı kabusa dönerken 10 Ağustos 2012 – Kiralık devrimciler üzerinden vekalet savaşı ve Suriye’de Soğuk Savaş dengesi 26 Temmuz 2012 – 18 Temmuz saldırısı ve Suriye’de çok uluslu savaş 13 Temmuz 2012 – “Düşürüldüğü iddia edilen” uçağın görev tanımı 18 Haziran 2012 – Rusya’yı Yemen formülüne zorlamak için Suriye’yi ateşe vermek 15 Nisan 2012 – Üçgenler metaforu ve Türkiye’nin Suriye politikası 02 Nisan 2012 – “Suriye’nin Dostları”: Yenildik; ama… 23 Mart 2012 – “Dört aşamalı stratejik” hezimet 15 Mart 2012 – Gazze ve Suriye duyarlılığının samimiyet testi 27 Şubat 2012 – Elveda bölgeselci Türkiye, merhaba “oyun kuran” Türkiye 12 Şubat 2012 – Suriye planında operasyonel aşama 19 Ocak 2012 – Yanlış hesap Bağdat’tan döner 12 Aralık 2011 – “Arap Baharı” ve kamu diplomasisi, sefil siyasetten siyaset sefilliğine 28 Kasım 2011 – Suriye iç savaşının oyun kurucusu Ankara 18 Kasım 2011 – Katar’ın Libya’daki paravan rolüne, Suriye’de Ankara talip 06 Kasım 2011 – Arap Birliği girişimi ve Suriye bunalımının çözüm şansı 30 Eylul 2011 – Ankara, ABD’nin Suriye iç savaşına verdiği onayın neresinde? 09 Eylul 2011 – Ankara’nın “dış politika paradigması” ve buharlaşan bölgesel nüfuzu 11 Ağustos 2011 – İsrail’le problemi sıfırlamak için “komşularla sıfır problem”den vazgeçmek 29 Haziran 2011 – Türkiye’nin idealist dış politikasının Suriye sınavı 11 Haziran 2011 – Suriye bunalımı, uluslar arası müdahale ve Türkiye’ye biçilen rol 01 Mayıs 2011 – Pirus zaferi için Şam’da kanlı gömlek dolaştırmak 31 Mart 2011 – Mısır’da devrim, Libya’da darbe, Suriye’de komplo girişimi 12 Şubat 2011 – Ofansif, defansif ve pasif aktörler ve Mısır devriminin geleceği 07 Şubat 2011 – Mısır’da halk devrim, muhalif liderler yumuşak geçiş istiyor 02 Şubat 2011 – Mısırlı muhalifler geçici hükümet kurmak için daha ne bekliyor 14 Ocak 2011 – Lübnan’da bunalımın savaşa dönüşmesini önlemek mümkün 08 Aralık 2010 – İran’ın nükleer programı ve Batı’nın şark kurnazlığı 15 Kasım 2010 – İran’ın Irak’taki zaferi: Hükümet edemeyecek bir hükümet 10 Eylul 2010 – Ahmedinejad’a açılan sistem kredisinin sınırı 16 Ağustos 2010 – Hizbullah, psikolojik savaşta da dengeyi lehine çevirdi 27 Temmuz 2010 – Üçüncü İsrail-Lübnan savaşının ayak sesleri 06 Haziran 2010 – Şehit Cevdet, Ebuzer gibi yaşadı Şeyh Yasin gibi şehit oldu 18 Mayıs 2010 – İran’ın “kurtarılışı” ve Türkiye’nin “süper kahramanlığı” 14 Mayıs 2010 – Irak seçimlerinin iki sonucu ve hükümet belirsizliği 25 Nisan 2010 – Barış yapamayan İsrail, Lübnan ve Suriye’yle savaş mı istiyor? 28 Mart 2010 – İç savaştan ulusal dayanışmaya, Irak’ın demokrasi zaferi 22 Ocak 2010 – Önemli olan dış politikanın dayandığı grand stratejidir 27 Aralık 2009 – Musevi ve Ayetullah Muntezeri’den lider yontmak 28 Ekim 2009 – Türkiye-İsrail ilişkileri nereye gidiyor? 09 Eylul 2009 – Tahran Pirus Zaferi mi istiyor? 26 Ağustos 2009 – Irak, yeni fırsatlar ve yeni tehditler 21 Temmuz 2009 – İslam Cumhuriyeti, makbuliyet ve meşruiyet 17 Haziran 2009 – İran seçimleri, gürültülü azınlık ve sessiz çoğunluk 31 Mayıs 2009 – Lübnan ve İran seçimlerinin kaybedeni şimdiden belli 12 Mayıs 2009 – “Yeni Ortadoğu” tabutuna son çivi: Lübnan seçimleri 16 Ocak 2009 – İsrail’in “beni Gazze’den kurtarın” mesajı 11 Ocak 2009 – Furkan Savaşı ve direnişte yeni bir aşama 03 Ocak 2009 – Hamas’ı bırakmayan Gazze, kanın kılıca galip geleceğini ispat edebilir 29 Ekim 2008 – Şeyh Kardavi’nin çıkışı üzerine 25 Temmuz 2008 – Nükleer programın seyri ve muhtemel İran-ABD ilişkileri 09 Haziran 2008 – “Yeni Ortadoğu” ve İran-ABD soğuk savaşı 12 Mayıs 2008 – Lübnan’daki gelişmeler ve çarpık mezhebi bakış 03 Mayıs 2008 – Irak’taki güvenlik sorunları ve İran nüfuzu 29 Mart 2008 – Sadr grubu ve güvenlik sorunları 02 Mart 2008 – Şimdi İsrail’i örnek almaya var mısınız? 13 Şubat 2008 – İmad Muğniye terörü ve Hizbullah’ın iç savaşı önleme çabası 05 Ocak 2008 – Irak’ta “direniş”ten “uyanış”a 03 Kasım 2007 – Kuzey Irak, bir güvenlik sorunu mu, stratejik bir sorun mu? 28 Eylul 2007 – Cumhurbaşkanlığı seçimi ve Hizbullah’ın bir sonraki savaşa en güçlü aktör olarak girecek olmasının zaferi 14 Eylul 2007 – İsrail ordusunun operasyon fiyaskosu ve imaj yaratma harikası 06 Ağustos 2007 – Savaşın birinci yıldönümünde Lübnan ve Hizbullah 02 Temmuz 2007 – Bunalımların yönetimi açısından Irak ve Filistin tecrübesi 15 Haziran 2007 – Samerra saldırısı ve Irak’ın ulusal bütünlüğü 16 Mayıs 2007 – İsrail ve ABD bölgede yenildi de karşıtları zafer mi kazandı? 08 Mayıs 2007 – ABD’nin Maliki hükümetine verdiği süre dolarken… 25 Nisan 2007 – ABD’nin Hamas stratejisi ve Arapların operasyonel rolü 15 Nisan 2007 – Bölge ülkeleri, ABD ve Kürt yönetimi 15 Mart 2007 – İşgalden, acil çekilmeye ABD tek taraflılığı ve Irak yol haritası 13 Mart 2007 – İsrail’le ilişkilerin normalleştirilmesi ve Pakistan toplantısı 14 Şubat 2007 – Hamas’ın stratejik vizyonu, yeni siyasi dili ve Mekke Anlaşması 24 Ocak 2007 – Yanlış hesap Bağdat’tan döner 13 Ocak 2007 – Saddam’ın yargı sürecinin mezhebi şiddetle ilişkisi 19 Aralık 2006 – Arap siyasi dehası Ortadoğu’yu İran’a dar ederken 15 Aralık 2006 – Saddam’a idam kararı ve federalizm 26 Kasım 2006 – Irak konusunda safsatalar ve gerçekler 13 Kasım 2006 – Hizbullah 1701’i tehditten fırsata dönüştürüyor 25 Ekim 2006 – Hamas için üçüncü yol mümkün mü? 16 Ekim 2006 – ABD’nin Irak’taki darbe senaryoları 17 Eylul 2006 – Federalizm Irak’ı Parçalar mı? 15 Ağustos 2006 – Lübnan Savaşı, Stratejik Hedefleri ve Sonuçları 26 Temmuz 2006 – Lübnan Savaşı İkinci Aşamaya Girerken 17 Temmuz 2006 – Hizbullah Bu Operasyonu Neden Yaptı 12 Temmuz 2006 – Nuri el-Maliki Hükümeti ve Kriz Yönetimi 17 Haziran 2006 – Zarkavi’nin Ortadan Kaldırılış Sebebi ve Muhtemel Sonuçları 13 Haziran 2006 – Yeni Irak Hükümeti ve Muhtemel Sonuçlar 01 Mayıs 2006 – Atlantik Ötesi İlişkiler Hala Stratejik 19 Nisan 2006 – İran’ın Nükleer Programı Fırsatlar-Tehditler 09 Nisan 2006 – Irak’ta Kurulan Dünya Sistemi 28 Mart 2006 – ABD’nin Irak’taki Son Manevraları 01 Ocak 2006 – Irak ve 15 Aralık Seçimleri 14 Ağustos 2005 – Lübnan’da Bozulan Oyun ve ABD yenilgisi 24 Ağustos 2005 – Uluslararası Orman Kanunu ve İran’ın Nükleer Programı 16 Şubat 2006 – Nükleer Proje konusunda Batı “hiçbir halt edemiyor” 15 Mayıs 2005 – Askerî modernizasyonun dış politika ve güvenlik stratejisi üzerindeki etkisi 24 Kasım 2005 – Şaron’un istifa nedeni ve muhtemel sonuçları 15 Mayıs 2005 – Başbakan Erdoğan’ın İsrail gezisi 21 Aralık 2004 – Irak’taki siyasal kesimler ve üç verili tanımlama Şiiler Kürtler ve Sünniler 13 Nisan 2005 – Kürt ulusalcılığı ve Talabani’nin cumhurbaşkanlığı 17 Ekim 2005 – Irak Anayasası ve Yeni Süreç 17 Ağustos 2005 – Büyük Ortadoğu Rüyası Kabusa dönerken 08 Ekim 2005 – Irak ve Muhayyel Direniş 13 Şubat 2005 – Irak’taki Siyasal Kesimler ve Beklentileri Paylaş:

Yeni Suriye, hem Suriye halkına hem de bölgeye Arap Baharı’nın daha önce sahnelendiği Tunus, Mısır, Libya ve Yemen’den farklı bir şey vaat etmiyor.
On binlerce askeri olan Suriye ordusu 27 Kasım’da uçaklarını ve helikopterlerini dahi yerde bırakıp buharlaşırken, Suriye Başbakanı Muhammed Celali ve Başkan Yardımcısı Faysal Mikdad 8 Aralık’ta tüm dünyanın terör listesindeki HTŞ’nin lideriyle geçiş hükümeti için müzakere yapıyordu.[1]
Bu, ‘Arap Baharı’ oyunun son perdesiydi.
Peki ABD liderliğindeki bir uluslararası koalisyonun dayattığı vekalet savaşına 12 yıl direnen Suriye devleti, neden 12 gün içinde Arap Baharı’na teslim oldu?[2]
Bu soruya cevap oluşturabilecek iki senaryo söz konusu.
Birinci senaryoya göre uzun yıllardır uluslararası ambargo altında bulunan Suriye devleti, ekonomik olarak çökmüş ve bu da bürokraside savaş yorgunluğu yaratmıştı.
Dolayısıyla Suriye devletinin sivil ve askeri bürokratları geleceğin mevcut durumdan daha iyi olacağını düşündü ve teslim oldu.
İkinci senaryoya göre Suriye’nin üst düzey bürokrasisi, kimi bölgesel ve uluslararası taraflarla gizli bir anlaşma yaptı.
Bu, mevcut Suriye bürokrasisinin yeni yönetime ortak edilmesini öngören bir anlaşmaydı ve anlaşmanın Suriye dışındaki tarafları, Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in yurtdışında olduğu bir sırada operasyon talimatını verdi, Suriyeli taraflar ise ülkeyi teslim etti.
Suriye devletinin çöküşünün hızlı ve yumuşak olması, her iki senaryonun da doğru olabileceğini düşündürüyor.
Zira ekonomik çöküntü ve savaş yorgunluğu senaryosu, ‘gizli anlaşma’ senaryosunun sebebini; gizli anlaşma senaryosu da çöküşün neden hızlı ve yumuşak gerçekleştiğini açıklıyor.
Yeni Suriye, hem Suriye halkına hem de bölgeye Arap Baharı’nın daha önce sahnelendiği Tunus, Mısır, Libya ve Yemen’den farklı bir şey vaat etmiyor.
“Halk rejimin devrilmesini istiyor” Arap Baharı devrimlerinin ortak sloganıydı. Çok genel bir kabule göre halkın rejimin devrilmesini istemesinin sebebi şuydu:
Bu ülkeler diktatörlüklerle yönetiliyordu. Dolayısıyla da halk demokrasi, sivil bir yönetim, adalet, refah, güvenlik ve onurlu bir hayat için mevcut rejimlerin devrilmesini istiyordu.
8 Aralık’ta Suriye’de yönetimi ele geçiren örgütler, şimdiye kadar demokrasiyi ne talep etti ne vaat etti ve ne de hakimiyet kurduğu İdlib’de demokratik bir yönetim kurdu.
Dolayısıyla yeni Suriye’nin Suriyelilere Mısır, Tunus, Libya ve Yemen’den daha ileri bir demokrasi vaat etmediği açık.
Ancak yeni Suriye’nin Şam’ı ele geçiren üç beş bin silahlı militan tarafından değil, 12 yıl boyunca onları kullananlar tarafından kurulacağı da bir gerçek.
2003’te sarıklı el-Kaide militanı, 2012’de sarıklı IŞİD komutanı, 2013’te Eymen Zevahiri’nin sarıklı askeri[3] olan Colani’nin kravatı sadece bir imajdan ibaret değil.
Çünkü Sarıklı Colani’nin Suriye’yi götürmek istediği yön ile kravatlı Colani’nin Suriye’yi götüreceği yönün aynı olmayacağı açık.
Kravat, hem onu Colani’nin boynuna takanların yeni Suriye’yi hangi yöne götürdüğünü hem de onun bu istikameti benimsediğini gösteren çok önemli bir sembol.
Arap Baharı devrimcilerinin, özelde ise İslamcıların ideolojileri ve siyasal idealleri yoktu, sloganları ve iktidar hevesleri vardı.
Onlar, İktidara gelmek için ve iktidarlarını korumak için her türlü değerlerini feda edebiliyorlar.
İdeolojiye değil sadece sloganlara sahip oldukları için aslında kavramsal değer bile üretemeiyorlar.
1960’lı, 1970’li yıllarda sorunlu dahi olsa fikir adamları veya ideologları vardı. Ancak şimdi fikir adamları yok, propagandistleri ve provokatörleri var.
Batılı düşünce kuruluşlarında bunları anlamak ve kullanmak için yazılan raporların sayısı, bunların yazdığı kitapların sayfa sayısından fazla.
Bunların fikri eleştirileri yok, tehditleri ve hakaretleri var. Mantıksal ve nesnel argümanları yok kuruntuları ve fantezileri var. Tezleri veya anti tezleri yok sloganları var. Akıları ve duyguları yok, öfkeleri ve nefretleri var.
75 yıllık Filistin sorununa dair değil çözüm önerileri, durum tespitleri bile yok. Bir buçuk yıldır süren Gazze soykırımına karşı değil eylemleri, siyasal tavırları bile yok.
Siyasal idealleri, değil sadece iktidar hevesleri olduğu için bölgenin en kullanışlı araçları İslamcılarşu an zahiren yeni Suriye’nin kurucu aktörü.
Görünürdeki aktör ile ona taktığı kravatla arkasından sürükleyen patronların açıklamalarına ve pratiklerine bakarak yeni Suriye’nin geleceğine dair tahminler yapılabilir.
Yeni Suriye, Arap Baharı devriminin eseri olacağı için onu kendinden önce bu devrimi yaşayan Tunus, Mısır, Libya ve Yemen’den daha farklı bir kader beklemiyor.
Bu yazıda Suriye’de kurulması muhtemel yeni siyasal rejime veya Suriye halkının siyasal hayatının nasıl şekillenebileceğine değinilmeyecek. Yeni Suriye’nin muhtemel devlet yapısına, jeopolitik yönüne ve rolüne dair tahminler yapılacak.
Eski Suriye üniter bir devletti, ideolojik olarak ulusalcılık, ekonomik yapıda kamuculuk ve jeopolitik yön olarak da bağımsızlık bu devletin asli sütunlarıydı.
ABD’nin en Siyonist dışişleri bakanlarından Henry Kissinger, Arapların İsrail’le herhangi bir muhtemel savaşında iki ülkenin belirleyiciliğine dikkat çekmiş ve “Mısırsız savaş, Suriyesiz barış olmaz” diyerek Suriye’nin jeopolitik rolünün önemine dikkat çekmişti.
Yeni Suriye’nin devlet yapısı, siyasal rejimi ve jeopolitik rolü, yeni bölgesel ve uluslararası ‘müttefiklerinin’ uzlaşmasına veya çatışmasına göre şekillenecek.
Yeni Suriye, şu an Colani’nin başına koyduğu ödülü kaldıran Amerika’nın desteğini almış gözükse de Washington her konuda Şam’ın yeni patronları olarak gözüken Türkiye ve Katar gibi düşünmüyor.
Ayrıca Muhammed Mursi tecrübesinin gösterdiği gibi yeni siyasal rejim konusunda Türkiye, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri zıt taraflarda yer alıyor.
Bunların tümünün Amerikan müttefiki ve İsrail dostu olması da bu gerçekliği değiştirmiyor.
Devletin yapısı bakımından yeni Suriye’yi bekleyen üç muhtemel gelecek var: 2011 öncesinin üniter devleti, federasyon ve bölünme.
İsrail rejiminin tarihinin hiçbir döneminde 8 Aralık’taki kadar büyük bir stratejik armağan almadığı doğru; ancak bunun kalıcı olabilmesi, yeni Suriye’nin tekrar üniter bir devlete dönüşmemesine bağlı.
En fazla istikrarsızlık ve dışa bağımlılık üretebilecek bölünme ve federasyon formülü, Amerika ve İsrail rejimleri tarafından desteklenebilir.
Bölge stratejisini İsrail liderliğinde bir bölgesel düzen kurmak olarak belirleyen Amerika, şu an Fırat’ın doğusunda hakim bulunuyor ve buranın 2011 öncesindeki şartlarda Şam’a bağlı olmasına sıcak bakmıyor.
Dolayısıyla devletin fiziksel yapısı bakımından yeni Suriye’nin şu anki Libya, Yemen veya Sudan’ın akıbetine uğraması ihtimal dahilinde.
Yeni Suriye’nin yeni siyasal rejimi ise Amerika’nın bölgedeki müttefikleri olan Suudi Arabistan, Emirlikler, Katar ve Türkiye’nin uzlaşmasına bağlı.
Türkiye ve Katar, yeni Suriye’de İhvancı bir yönetim kurmak istiyor olabilir. Ancak Suudiler ve Emirlikler, İhvancı bir rejimi Direniş Ekseni gibi mezhebi argümanlarla kolayca yalnızlaştırılabilecekleri bir tehdit olarak görmüyor.
Dolayısıyla Suudi ekseninin belirleyici olabileceği yeni Suriye’de tıpkı Mısır’da olduğu gibi eski sistem yeni aktörlerle güncellenebilir.
Eski Suriye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Faruk Şara’nın yeni başlayan siyasi sürece dahil edilmesi bu açıdan oldukça dikkat çekici bir gelişme.[4]
Yeni Suriye’nin hem yerel hem de bölgesel kurucuları Şam’ın İsrail’e değil, Direniş Ekseni’ne karşı bir jeopolitik rol üstlenmesinden yana olduğunu gösteriyor.
Colani’nin “İsrail’in artık Suriye’yi işgal etmesine gerek yok, Hizbullah ve İran tehdidi sona erdi”[5] sözü, bu arzunun en açık ifadesi oldu.
Yeni Suriye’nin İsrail’e değil Direniş Ekseni’ne düşman olacağını ilan eden bu söz, İsrail açısından Şam’la ilişkilerin normalleştirilmesi kadar değerli.
Çünkü bu söz söylendiğinde İsrail rejimi Suriye ordusunun bütün askeri altyapısını yok etmiş ve Suriye’de Gazze’nin tamamından daha büyük bir alanı işgal etmişti.
İsrail’e bu stratejik kazanımları armağan eden Suriye devriminin İran ve Direniş Ekseni açsından ağır bir yenilgi olduğundan kuşku yok.
Kimi analistlere göre yeni Suriye’nin düşman kampa geçmiş olmasıyla birlikte İran’ın Lübnan ve Filistin direnişi ile lojistik ikmal köprüsü çökmüş oldu ve Direniş Ekseni telafisi imkansız bir stratejik yenilgiye uğradı.
Yeni Suriye’deki mevcut şartlar, açıklamalar ve irade bu yorumu destekliyor gibi gözükse de gerçekçi değil.
Zira stratejik yenilgi bütün bir stratejinin yeni politikalarla asla geri getirilemeyecek şekilde çöktüğünü ifade eden bir kavram.
Suriye’nin tarihsel rolünün sona ermesinin Direniş Ekseni açsından ağır bir kayıp olduğu doğru; ancak bu bir stratejik yenilgi değil.
8 Aralık’ın Direniş Ekseni açısından neden bir stratejik yenilgi sayılamayacağının anlaşılması için Direniş Ekseni’nin stratejisinin ne olduğunu hatırlamak gerekiyor.
Direniş Ekseni’nin stratejisi, Amerika’yı ve İsrail’i bir savaşla yok etmek değil, Amerika ve İsrail’in bölgedeki yayılmacılığını durdurmaktı. Eksen zaten adını da stratejisinden almıştı.
Direniş Ekseni’nin bu stratejisini hayata geçirmek için seçtiği politika, topyekun savaş açmak değil Amerika ve İsrail’e karşı uzun vadeli bir yıpratma savaşı sürdürmekti.
Camp David düzenine teslim olmayan, Lübnan ve Filistin direnişine eğitim ve lojistik desteği sağlayan Suriye, bu politikanın en önemli uygulayıcılarından biriydi.
Suriye’nin bu tarihsel rolünün eksilmesi Direniş Ekseni açsından elbette büyük bir kayıp; ancak bu Amerika ve İsrail’in bölgedeki yayılmacılığının engellenmesini imkansız hale getirmedi.
Direniş Ekseni ile koordine etmeden Aksa Tufanı operasyonunu yapan Filistin direnişi, 7 Ekim’de topyekun bir savaş başlatarak Direniş Ekseni’nin stratejisine aslında çok daha büyük bir zarar vermişti.
Çünkü bu Direniş Ekseni’ni uzak durmaya çalıştığı topyekun savaşla karşı karşıya bırakabilecek bir adımdı.
Halbuki Direniş Ekseni, İsrail’le topyekun bir savaşın tüm dünyayla savaşa girmek anlamına geldiğini ve böyle bir savaşta İslam dünyasının karşı safta yer alacağını bildiği için uzun vadeli bir yıpratma savaşı politikası izliyordu.
Direniş Ekseni, stratejisine ve politikasına zarar vermesine rağmen Filistin direnişini suçlamadı, yalnız bırakmadı ve yıpratma savaşı politikasını değiştirmeyerek stratejisini sürdürdü.
Suriye’nin düşmesi, Direniş Ekseni’nin elinden yıpratma savaşı silahını alan ve ABD ve İsrail’in bölgesel yayılmacılığını durdurmayı imkansız hale getiren bir kayıp değil. Bu yüzden de stratejik bir yenilgi değil.
Öte yandan belirsizliğin hakim olduğu yeni Suriye, tek tek tüm bölgesel ve uluslararası aktörler için hem yeni tehditler hem de yeni fırsatlar sunuyor.
Direniş Ekseni, İsrail rejimiyle ilişkileri bulunan bölgedeki tüm Amerikan müttefikleri için bir tehdit olarak görülüyor olabilir. Ancak bu durum onların kendi iç çelişkilerinin Direniş Ekseni için yeni fırsatlar yaratabildiği gerçeğini değiştirmiyor.
Amerika’nın Afganistan’ı ve Irak’ı işgal etmesi, 2002’de İran için varoluşsal bir tehditti. Suriye ordusunun 2005’te Lübnan’dan çıkarılması ve 2006 Temmuz savaşı Hizbullah için varoluşsal bir tehditti.
Ali Abdullah Salih’in 1990’lardan beri Suudilerin desteğiyle Sada kentine yaptığı savaşlar, Ensarullah Hareketi için varoluşsal bir tehditti.
Bu tehditler, süreç içerisinde kullanmasını bilene yeni fırsatlar yarattı. Amerika Afganistan ve Irak’tan zelil bir şekilde çekildi; İsrail aşağılayıcı bir hezimet yaşadı. Ali Abdullah Salih Suudiler tarafından cumhurbaşkanlığından alındı ve Ensarullah tarafından ortadan kaldırıldı.
Bölge ülkelerinin İsrail rejimiyle ilişkilerini normalleştirmesi, Direniş Ekseni açısından Suriye’nin kaybından çok daha büyük bir tehdit. Ancak Direniş Ekseni’nin varlığını anlamlı kılan da zaten bu tehditlerin varlığı değil mi?
Direniş Ekseni, ABD ve İsrail’in tüm tehditlerini ortadan kaldırabilecek kadar kalabalık ve güçlü olsa adı direniş değil, imha ekseni olurdu.