ALEVİ RAPORU
10-16 Eylül 2025 tarihleri arasında Alevi-Bektaşi Güç Birliği Platformunun davetiyle alanında uzman bir heyet tarafından yazılmış,
28 Eylül 2025 tarihinde 20 (yirmi) inanç ve kanaat önderinin katkısıyla son hali verilmiş,
6 Ekim 2025 tarihinde imzaya açılmış,
30 ocak, 7 federasyon, 130 vakıf, dernek ve cemevi olmak üzere toplam 167 Alevi-Bektaşi kurumu tarafından imzalanmış ve
1 Kasım 2025 tarihinde kamuoyuna açıklanmıştı.Giriş
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ve MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin Alevi-Bektaşi toplumuna yönelik, son dönemde attığı adımları önemli buluyor ve memnuniyetle karşılıyoruz.
devletimizin Alevi-Bektaşi vatandaşlarıyla bütünleşmesi açısından kayda değer kazanımlardır.
Bu tür çabaların Alevi-Bektaşi toplumuyla istişare içinde artarak devam etmesi, birlik ve kardeşliğimizin güçlenmesi için hayati önem taşımaktadır.
Bu raporda imzası bulunan kurumlar olarak gündeme ilişkin görüşlerimiz, devletimizden ve hükümetimizden beklentilerimiz aşağıdaki gibidir.
Alevi-Bektaşi toplumuna yönelik olarak bizleri en fazla rahatsız eden hususun, Osmanlı döneminde tedricen inşa edilen ve günümüze kadar gelen yanlış zihniyet olduğunun altını önemle çizmek isteriz. Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunu ahlaksızlıkla, iffetsizlikle, uğursuzlukla suçlayan bu zihniyetin izleri, bugüne kadar on milyonlarca satan ve halen yayımlanan çok sayıda romanda, hikâyede, ansiklopedide, sözlükte vb bulunmaktadır. Hatta bunlardan bir kısmının devlet eliyle basılmış ve dağıtılmış olması, ayrıca üzücü bir durumdur. Söz konusu kitaplarda nefret söylemi ihtiva eden yerlerin çıkarılması bu yanlış zihniyetin, milletimizin hafızasından silinmesine büyük katkı sağlayacaktır.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın muhafazakâr kitle ve MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin de milliyetçi kitle üzerindeki güçlü etkisi bilinen bir husustur. Sayın Cumhurbaşkanımızın ve diğer siyasi parti başkanlarımızın bu yanlış zihniyetin ortadan kaldırılmasına yönelik ortak bir tutumla milletimizi aydınlatması son derece etkili olacaktır. Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden din görevlilerinin ve üniversiteler üzerinden de başta ilahiyatçılar olmak üzere, akademisyenlerin sürece dahil edilmesi zihniyet dönüşümüne katkı sağlayacaktır.
Milletimizin harcında büyük katkısı olan Ahmet Yesevi başta olmak üzere Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Hacı Bayram Veli gibi erenlerin, devletimiz tarafından topluma daha çok anlatılması ve ön plana çıkarılması milli birliğimize güç verecektir.
Yeni Anayasa ile ilgili tartışmaların ve istişarelerin gündemde olduğu şu günlerde anayasaya yönelik görüşlerimizi öncelikli olarak paylaşmak isteriz.
Anayasamızın ilk 4 maddesi ile Türk vatandaşlığını tanımlayan 66. Maddenin mutlak surette korunmasını ve tartışmaya açılmamasını, bu bağlamda milli birliğimizi ve devletimizin temel niteliklerini korumayı son derece yaşamsal buluyoruz.
Anayasada Türk milli kimliği tanımı dışında herhangi bir etnik, dini veya kültürel kimliğin yer almasını doğru bulmuyoruz.
Anayasada, isim belirtilmeden etnik, dini ve kültürel grupların evrensel hakları korunabilir. Ancak hiçbir şekilde etnik, dini veya kültürel tanımlamaya yer verilmemelidir.
Devlet dili gibi eğitim dilinin de Türkçe olmasından yanayız. Bu iki husus, dil birliğimizi korumak bakımından son derece önemlidir.
“Eşit yurttaşlık” kavramına şüpheyle bakıyor ve bu söylemi reddediyoruz. Bu kavram, anayasal eşitlik kavramını reddeden ve arka planda devleti farklı etnik, dini ve kültürel gruplara göre pay eden bir yaklaşım sunmaktadır.
Biz, yurttaşlarını gruplara, klanlara, dini veya etnik gruplara bölmeyen, bir kişi bile olsa herkesin temel hak ve özgürlüklerini garanti altına alan bir yaklaşımı doğru buluyoruz.
Cemevlerinin durumu anayasal düzenlemenin konusu değildir. Cemevlerinin statüsü yasal düzenleme ile sağlanmalıdır.
Cemevleri, 2022 yılında çıkarılan torba yasayla yasal statüye kavuşmuştur.
Bu yasada, doğru olarak cemevi kavramı hakkında herhangi tanım ve niteleme yapılmamıştır.
Cemevleri Alevi-Bektaşi toplumunun hem ibadetlerini yaptığı hem de sosyal, kültürel ve eğitim faaliyetlerini yürüttüğü çok fonksiyonlu yapılardır.
Cemevlerinin bu yapısı Resmi Gazete’de yayınlanan Cemevlerinin Aydınlatma Giderlerinin Ödenmesine Dair Yönetmelik’te de açıkça ifade edilmiştir.
Böylelikle yasal statüye kavuşturulan cemevlerine, birçok yasa, tüzük ve yönetmelikte de yer verilmesi gerekmektedir. Mevzuat taranarak ilgili yerlere cemevi veya cemevleri eklenmek suretiyle düzenleme ve düzeltme yapılmalıdır.
Talep edilmesi halinde, bu mevzuatı ve değişiklik önerilerimizi içeren çalışmamızı yetkili makamlarla paylaşabiliriz.
Din öğretimine karşı değiliz. Bu öğretimin yalnızca MEB’e bağlı okullarda MEB’in kadrolu öğretmenleri tarafından verilmesini, müfredat hazırlamada görüş alınması dışında STK’lar başta olmak üzere hiçbir aktörün hiçbir sürece dahil edilmemesi gerektiğini düşünüyoruz.
Din dersleri başta olmak üzere ilgili tüm derslerde (edebiyat, tarih, müzik vb) Alevi-Bektaşi yoluna ve Alevi-Bektaşi ariflerinin görüşlerine daha fazla yer verilmesini talep ediyoruz.
Alevi-Bektaşi yoluyla ilgili ortaokul ve lisede her sınıf seviyesinde seçmeli dersler konulmasını istiyoruz.
Üniversitelerin ilgili fakültelerinde Alevilik-Bektaşilik dersleri olmasının yararlı olacağını düşünüyoruz.
Din öğretimi veren öğretmenleri yetiştiren tüm fakültelerde Alevilik-Bektaşilikle ilgili derslerin konulmasını talep ediyoruz.
Üniversitelerde Alevilik-Bektaşilikle ilgili araştırma merkezlerinin ve enstitülerin işlevsel hale getirilip güçlendirilmesini istiyoruz.
İlkokul, ortaokul ve lise seviyesinde yılda bir kere olmak üzere “Anadolu Erenleri Haftası” düzenlenmesinin yararlı olacağını düşünüyoruz.
Alevi-Bektaşi toplumunun büyük çoğunluğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı yararlı bulmakla birlikte neredeyse tamamı Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlanmasını doğru bulmamaktadır.
Gerekli hukuki düzenlemeler yapılarak Başkanlık, Bakanlık yerine doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlanmalıdır.
Başkanlığın adındaki “Kültür” ibaresinin kaldırılarak “Alevi-Bektaşi Cemevleri Başkanlığı” şeklinde tashih edilmesini uygun görüyoruz.
Başkanlık sadece bir destek kurumu olarak kalmalı, inanç ve ibadet konularında Alevi-Bektaşi toplumunun özerk yapısı titiz şekilde korunmalıdır.
Başkanlık faaliyetlerinin ve görünürlüğünün azaltılması, Başkanlığın kapatılacağına dair toplumda bir kaygı yaratmaktadır. Kurum güçlendirilerek bu kaygı giderilmelidir.
Başkanlık bütçesi artırılmalı, sosyolojik faktörler de göz önüne alınarak makul bir seviyeye yükseltilmelidir.
Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na başkan atanırken toplumun önerilerinin alınmasını, belirli ölçüler esas alınarak ve dört yıllığına atama yapılmasını daha katılımcı ve sürdürülebilir buluyoruz.
Devletin en üst makamları tarafından söz verilmesine rağmen cemevlerine üç yıldır personel atamalarının yapılmamış olması toplumda umutsuzluk yaratmıştır. Halihazırda görev yapan personeller esas alınarak cemevlerine ihtiyaç kadar atama yapılması toplumu da rahatlatacaktır.
Danışma Kurulunun yönetmeliğinin çıkmasına rağmen üç yıldır teşkil edilmemiş olması toplumsal meşruiyet ve rızalık açısından olumsuzluk görülmektedir. En kısa sürede üyelerinin açıklanarak kurulun faaliyetlerine başlaması Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın çalışmalarını olumlu yönde etkileyecektir.
Başkanlığın kuruluş kararnamesinde yurtdışında yaşayan Alevi-Bektaşi topluluklarına hizmet götürmek ile ilgili herhangi bir hüküm yoktur. Oysa Alevi-Bektaşi toplumu geleneksel anlamda Afganistan’dan Arnavutluk’a kadar yaşayan, işçi göçleri ile de dünyanın her yanına yayılmış olan bir inanç topluluğudur. Türkiye’nin, yurt dışındaki Alevi-Bektaşilere destek hizmeti sunması her bakımdan yararlı olacaktır.
Yanlış şekilde “Ali’siz Alevilik” olarak adlandırılan inkarcılığın, çıkış noktası ve merkezi Avrupa’dır. Bu bölgelerde mutlaka ülkemizin ağırlığı olmalı ve bunların Türkiye’deki uzantılarına meydan verilmemelidir.
Son dönemde Arnavutluk’taki sözde Bektaşi devleti girişimi ve Yunanistan’ın Lozan Antlaşması’nı yok sayarak kendine bağlı bir kısım Alevi-Bektaşi toplumu inşa etme çabalarına da bu bakımdan dikkat çekmek istiyoruz.
Yurtdışında yaşayan Alevi-Bektaşi vatandaşlarımızın dini hizmetlerinin koordinasyonunu sağlamak üzere Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığının büyükelçilik ve konsolosluklarımızda memur görevlendirmesini ayrıca Alevi-Bektaşi toplumunun yaşadığı tüm illerimizde temsilcilikler açmasını zaruri görüyoruz.
Hazineye ait cemevlerinin kullanım hakları, halihazırda bu yapıları kullanan heyetlerin teşkil edeceği yerel dernek ve vakıflara devredilmelidir. Bunların federasyon veya konfederasyon olarak örgütlenmelerinin önü açılmalıdır.
Cemevlerine yasalarda yer verilmekle birlikte, mesela imar planlarında cemevlerine yer ayrılmaması gibi, yasaların uygulanmasında sorunlar yaşanmaktadır. Kanunların uygulanmasını talep ediyoruz.
TRT bünyesinde Alevi-Bektaşi inancı, tarihi, kültürü, müziği ve edebiyatına odaklanan bir kanal açılmasını bir hak olarak görüyor ve bu kanalın Aleviliği bilen uzmanlar tarafından yönetilmesini talep ediyoruz.
Sivas’ta Madımak otelinde, Alevilere yapılan katliamların anlatıldığı “Madımak Hafıza Müzesi”; Erzincan’da ise Başbağlar katliamı başta olmak üzere terör örgütlerinin katliamlarını anlatan “Başbağlar Hafıza Müzesi” kurulmasını talep ediyoruz.
Türkiye’de, Balkanlarda ve Ortadoğu’da Alevi-Bektaşi toplumu için kutsal kabul edilen önemli yerlerin bakım ve onarımdan geçirilerek “Alevi-Bektaşi İnanç ve Kültür Yolları”nın hizmete açılmasını talep ediyoruz.
Alevi-Bektaşilere ait tarihi binalar (tekke, dergâh vb.), mülkiyetleri devlette kalmak kaydıyla, kullanım hakları Alevi-Bektaşi ocak, dernek ve vakıflarına devredilmelidir. Bir istisna olarak Türk toplumunun tamamına mâl olmuş Hacı Bektaş Veli Dergâhı bunun dışında tutulmalıdır.
Özellikle sosyal medyada Aleviler hakkında çok sayıda nefret suçu işlenmektedir. Bu suçlar, şimdilik eyleme dönüşmese de biriken enerjinin er veya geç patlaması kaçınılmazdır. Ayrımcılık ve nefret suçları yasalarda mutlaka tanımlanmalıdır. Hangi zümreye yönelik olmasına bakılmaksızın tüm nefret suçları ile ilgili sert yaptırımlar hayata geçirilmelidir.
Devletimizin “Terörsüz Türkiye” çalışmalarına destek veriyoruz. Ancak Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda terör örgütü PKK’nın silah bırakması bağlamında Alevilikle ilgili konuların masaya getirilmesini doğru bulmuyoruz.
Aleviler, terör örgütlerinin hedefi olmuş, binlerce şehit vermiştir. Alevilerin terörle iltisaklıymış gibi gösterilmesini şiddetle protesto ediyoruz.
“Alevi Dedesi” sıfatıyla Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na üye alınmasını asla kabul etmiyoruz. Hem laikliğe hem de Alevileri temsile aykırı olan bu durumun ivedilikle düzeltilmesini talep ediyoruz.
Alevilerin sorunları için Alevi-Bektaşi toplumunun gerçek temsilcileriyle ayrı bir masa kurulmalıdır. Alevilerin meseleleri, yalnızca devletin yetkili kurumlarıyla görüşülmelidir.
Toplumumuzun önemli bir parçası olan Alevi vatandaşlarımızın, liyakat sahibi olmasına rağmen bakanlık, bakan yardımcılığı, valilik, emniyet müdürlüğü, rektörlük gibi üst düzey görevlerde yeterince temsil edilmedikleri hususunda yaygın bir kanaat oluşmuştur.
Bu bağlamda, kamu yönetiminin en üst kademelerinde görev alacak kişilerin atanmasında liyakatin esas alınması devletimizin gücüne güç katacaktır.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nı, Sünni vatandaşlarımızın dini hizmetlerini vermesi bakımından önemli buluyor, kurumun çalışmalarını Atatürk’ün zamanındaki kuruluş amacına uygun şekilde yürütmesini yararlı görüyoruz.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Alevi-Bektaşi toplumu ile kucaklaşmada daha fazla sorumluluk üstlenmesini bekliyoruz. Özellikle Alevi-Sünni birliğini pekiştirecek çalışmalara ağırlık vermesi her bakımdan yararlı olacaktır.
Alevi-Bektaşi toplumu, devletimizin son yıllarda attığı olumlu adımları memnuniyetle karşılamakla birlikte, bazı yapısal ve uygulamaya yönelik sorunların acil olarak çözülmesini beklemektedir.
Bu taleplerin yerine getirilmesi, hem milli birlik ve kardeşliğin güçlenmesi hem de dış müdahale ve iç ayrışma girişimlerine karşı toplumsal bütünleşmeye hayati önemde katkı vereceğini düşünüyoruz.
Alevi-Bektaşi toplumu olarak taleplerimizin süratle karşılanmasını bekliyoruz. Devletimizle bütünleşmek, milletimizin kardeşliğini ve birliğini pekiştirmek için üzerimize düşeni yapmaya hazırız.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliği ve diğer siyasi parti liderlerimizin yapıcı tutumlarıyla bu adımların hızla hayata geçirilebileceğine inanıyoruz. Çünkü Alevi toplumu ve talepleri, siyaset üstü bir konudur; bir millet ve devlet meselesidir.
Kamuoyuna saygıyla arz ederiz.
[Her ocak için bir temsilciden imza alınmıştır.]
ALEVİ RAPORU
1 Kasım 2025
A L E V İ – B E K T A Ş İ G Ü Ç B İ R L İ Ğ İ P L A T F O R M U